Foreign Policy’den ilginç analiz: Erdoğan, İkinci Cumhuriyet’in De Gaulle’i olmak istiyor

Obama ve Erdoğan, 2011 yılı Kasım ayında, Fransa'nın Cannes şehrindeki G-20 zirvesinin aile fotoğrafının çekimi sırasında.

Obama ve Erdoğan, 2011 yılı Kasım ayında, Fransa’nın Cannes şehrindeki G-20 zirvesinin aile fotoğrafının çekimi sırasında.

AMERİKA BÜLTENİ (15 Mayıs 2013)

Türkiye’de sıradışı ve tarihi bir gelişme yaşandığını kaydeden Foreign Policy dergisi, ‘’Kürtleri kucaklamak Erdoğan’ı, Atatürk’ten beri en etkin lidere dönüştürecek mi?’’ sorusunu gündeme taşıdığı bir analize yer verdi. ‘’Türkiye’nin başbakanı, hırs,  devlet adamlığı tavrı ve günümüz dünya sahnesiyle pek uyuşmayan bir kibirle şaşırtıcı bir zar attığını’’ yazan John Hannah, ‘’Aynı zamanda, Erdoğan, sadece Türk ulus-devletini yeniden tanımlamakla kalmayacak, Türkiye Cumhuriyetinin temel güvenlik siyasetini de değiştirecek bir yola girdi’’ dedi. ‘’Bir tarafta Kürtlerin varlığını Kemalist Türkiye vatandaşlığı konsepti’’, diğer yanda ise ‘’Türkiye’nin ülke bütünlüğünü tehdit eden ve zaman zaman ulusal bağımsızlık söylemli, mesafeli ve şiddetli bir gurura sahip Kürtler bulunduğu’’ iddia edilen analizde, Erdoğan’ın ‘kördüğümü’ çözmeye karar verdiği vurgulanıyor.

İlan edilen ateşkese ve çekilmeye rağmen, Erdoğan ile Öcalan arasındaki barış süreci muatabakatının önemli bir kısmının hala gölgede kaldığını belirten Hannah, ‘’PKK’nın silahını bırakması ve silahlı birliklerini dağıtması bekleniyor. Peki bunun karşılığında ne olacak? Bu büyük bir soru işareti. Erdoğan ne sözü verdi? Süreci hangi aşamaya kadar götürecek? Erdoğan’dan ve dar dairesinden başka kimse bu soruların yanıtını bilmiyor’’ diye yazdı.

Erdoğan, İkinci Cumhuriyet’in De Gaulle’i olmak istiyor

Bazı çevrelerin, Erdoğan bir barış süreci peşinde olduğundan şüpheleri olduğunu dile getirilen analizde, ‘’Azınlıkta kalan bu görüşe göre, Erdoğan, Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin 2020 olimpiyatının evsahibini açıklayacağı Eylül ayına kadar ülkede tansiyonu düşürme peşinde. Karar açıklanır açıklanmaz, barış süreci de sona erecek. Daha dikkate alınabilecek görüşe göre ise Erdoğan süreç ile Kürt sorunu değil PKK sorununu çözme peşinde. PKK’yı süreçle bölüp, zayıflatıp etkisizleştirmeyi hedefliyor. Erdoğan böylece yüksek kamuoyu desteği ile kalan kısmı da rahatlıkla askeri yolla yenebilecek’’ görüşleri aktarıldı.

Erdoğan’ın bu konuda oldukça derin bir kişisel hesabının da var olabileceğini ileri süren Hannah, Erdoğan’ın 2014 yılında, anayasa değişikliği ile yetkilerini olabildiğince güçlendirdikten sonra devletin başına geçmek istediğinin yaygın olarak bilindiğine işaret etti. ‘’Yeni bir sultan olmasa da Türklerin De Gaulle’i olmak istediğini’’ kaydeden FP analizi, böylece ‘İkinci Cumhuriyet’in kurucusu’’ ünvanı elde etmek istediğini ileri sürdü ve ekledi: ‘’Beşer yıllık iki dönem bu güçlü devlet başkanlığı koltuğunda oturacak. Cumhuriyetin kuruluşunun 100’ncü yılı olan 2023’e bu siyasi zaferle girecek. Ve 20 yıllık muhteşeme kariyerinin son sayfasını, Türkiye’nin Atatürk’ten beri en etkili ve inkılapçı lideri ve 21’nci yüzyılın en kaydadeğer dünya liderlerinden biri olarak 2024 yılında yazacak’’

Siyasi analistler başlangıçta Erdoğan’ı küçümsedi

Siyasi analistlerin Erdoğan’ı küçümsediği hatırlatılan analizde, ‘’Çok az kişi, birkaç yıl içinde Türk ordusunu aşarak, bir zamanlar ülke politikasının bir numaralı gücü olma fonksiyonunu nötralize edeceğini öngördü’’ denildi. Erdoğan’ın, şu anda parmaklıların arasında olan yüzlerce generali ve PKK’yı aynı affeden geniş kapsamlı bir affı, Ulusal barış adı altında gündeme getirebileceği kaydedildi. Erdoğan’ın, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki Kürt yönetimine bakışındaki temel paradigmayı da değiştirdiğini anlatan Hannah, şimdi Kürt bölgesinin, Türkiye’nin ekonomik refahı ve güvenliği açısından müttefik olarak görüldüğüne dikkat çekildi.

Bütün resme bakıldığında, Erdoğan’ın Türkiye’nin kendi içine ve bölgesine dönük politikalarını 100 yıldır belirleyen bakışa 180 derece ters bir girişime soyunduğu vurgulanırken, bu yeni bakışta Kürt hareketinin Türkiye’ye bir tehdit olmaktan çok Türkiye’nin refah ve güvenliği için kullanılabilecek bir potansiyel olarak algılandığına işaret edildi. Bu çözümün, Erdoğan’ın uzun süredir peşinde olduğu ‘başkanlık’ bileti olabileceği belirtilirken, Nobel Barış ödülünün varlık sebebine uygun bir materyal olduğu da vurgulandı. Türkiye içinde ise, uzun süredir can ve büyük ekonomik kayıplara neden olan bir yaranın kapanmasına hizmet edebileceği belirtildi.

‘’Ancak bunun riskleri de aynı ölçüde büyük’’ denilirken, şöyle devam edildi:

‘’Bu kadar büyük beklentiler varken, barış sürecinin kesilmesi, bugüne kadar olmadığı büyüklükte kanlı çatışmalara ve şiddete de yol açabilir. Bugün Suriye’de yaşanan şiddetli etnik ve mezhep çatışmalarının merkezi haline getirebilir. Kürt milliyetçiliğinin cininin lambadan çıkmasına izin vermek, sadece Irak’ta değil Türkiye ve Suriye’de de büyük hata olabilir. Erdoğan’ın bindiği Kaplan önce kendisini sonra Türkiye’yi yiyebilir. Acımasızlık ve güce teşne diktatörvari bir dediğim dedik bir terörist, ülkenizin güvenliğini beraber tesis etmeye güvenebileceğiniz biri olabilir mi? Öcalan, geçmişten getirdiği tüm tarihi hırsı, Diyarbakır belediye başkanı olmak için bırakmaya hazır mı? Tam paralellik kurulamaz belki ama akla, Yasir Arafat’a izin vermesi ve elbette Nobel Barış Ödülü de alarak, Filistin bölgesinde kendi revizyonist tiranlığını kurmasını akla getiriyor.

Nasıl gelişirse gelişsin, bir şey kesin: Erdoğan’ın kumarı, hem Türkiye’nin geleceğinde ve hem de Ortadoğu’nun jeopolitiğinde ve belki haritasında önemli etkiler yapacak.  ABD’nin de dış politikası ve ulusal güvenliği açısından son derece kritik bir ülkenin kaderi Erdoğan’ın kaderi de dahil bıçak sırtında. O halde, Obama’nın bu Perşembe günü Erdoğan Beyaz Saray’ı ziyaret ettiğinde Türk liderin ne yöne gitmeye çalıştığını ve bundan ABD çıkarlarının nasıl etkileneceğini öğrenmeye çalışacağına inanmamız için sebepler var.

You must be logged in to post a comment Login