Orwell buraya, yumruk havaya..!

orwell

Romanın kahramanı Winston Smith, parti yetkilisiyle konuşurken partinin 2 + 2 = 5 diye ilan edip edemeyeceğini soruyor. Parti böyle ilan ettikten sonra, herkesin buna inanacak olmasının, bunu bir hakikat haline getirip getirmeyeceğini merak etmektedir.

CEMAL TUNÇDEMİR

26 Şubat 2015

George Orwell, ilk kez 1946 yılında Horizon dergisinde yayınlanan “Politika ve İngiliz Dili’’ adlı ünlü makalesinde, politik dilin, yalanlar gerçek gibi algılansın diye ve insan öldürmek topluma meşru ve saygın görünsün diye tasarlandığını söylüyor. Politik liderler, içi boşalmış, gerçekte bir karşılığı olmayan, fabrikasyon, genelleştirici kalıplarla konuşarak gerçekleri örterler. Zaten bunun için, konuşmazlar, ‘konuşma yaparlar’…

Maskeleyici sözcükler kullanarak gerçeği gizlemek, aslında, sosyal düzende değişik gerekçelerle yüzyıllardır uygulanagelen bir davranıştır. Eski dilde ‘edebi kelam’ veya ‘hüsnütabir’ denirmiş. İngilizcede ‘euphemism’ deniyor. Acı gerçeği hafifleterek söyleme veya sosyal durumlarda doğrudan söylemesi uygunsuz olacağı düşünülen şeyi uygun şekilde söyleme sanatı… Anadolu’da tuvalet yerine ‘ayak yolu’, ‘su yolu’ veya şehirlerde ‘lavabo’ gibi isimlendirmeler kullanılır örneğin.

Geçmiş yüzyıllarda daha çok bir sosyal nezaket aracı olan hüsnütabirleştirme, reklamcılığın ve politik propagandanın etkisiyle 20’nci yüzyılın ‘kampanya’ dili oldu. Topluma gerçeği konuşmaktan kaçınacak politikacılar ve ürününü satma peşindeki tüccarların dilidir daha çok. Örneğin, ‘kullanılmış araba’ ifadesi satın alanda hevesi kıracak bir gerçeği ifade ediyor. Ancak ‘ikinci el’, aynı olumsuzlukta değil.

İktidarlar, saraylar yaptırmak, lüks araçlar satın almak gibi bütçeden para harcamalarına ‘yatırım’, maaşlarda ve sosyal yardımlarda kesintiye ‘tasarruf tedbiri’ derler, örneğin… Şirketler, kimseyi ‘işten kovmazlar’. İşten atmak yerine, ‘iş akdini fesheder’, ‘geçici olarak yol verir’ veya ‘açık pozisyona alırlar’. ‘Demokratik’ yaygın bir hüsnütabirdir. Dünyada kendisine ‘demokratik’ demeyen politik hareket veya rejim yok gibi. ‘Demokratik cumhuriyet’lerin neredeyse tamamının ortak özelliği ise ne demokratik ne de bir cumhuriyet olmalarıdır. Örneğin Kuzey Kore dediğimiz ülkenin resmi adı Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’dir. Anayasası son derece demokratik ifadelerle doludur. Ama bütün bunlara verdikleri anlamlar farklıdır.

Politik dilin ikiyüzlülüğü ile ilgili bütün metinlerde George Orwell adının geçmesi boşuna değil. Çünkü Orwell’ın ‘1984’ adlı klasikleşmiş romanında, bir partinin ve onun ‘ağabeyi’nin oligarşik yönetimine geçmiş hayali Okyanusya Devleti’nin resmi dili olannewspeak’, sözcükleri bu türlü çarpıtmanın en güzel örneğini oluşturur. Bu dil, sadece Okyanusya’nın resmi ideoloji bağlılarının mental alışkanlıklarını ve dünya görüşlerini rahatlıkla ifade edebilmeleri için değil, diğer bütün düşünme şekillerini imkansız kılmak için de icat edilmiştir.

Newspeak dilinin en ilginç sözcüklerinden biri ‘crimethink’tir(suçdüşün). Suçdüşün kelimesi, devletin ‘iyi yurttaşlarının’ zihninde, düşünce suçunu değil de, ‘suç işleme düşüncesini taşıma’ algısı uyandırır. 1984 romanının ana karakteri Winston Smith günlüğüne, ‘Düşünce suçu, ölüme yol açmaz. Düşünce suçu ölümün kendisidir zaten’ diye yazar bir defasında.

Blackwhite(siyahbeyaz)’ diye bir başka sözcük vardır. İki zıt anlamı vardır. Eğer bir muhalif hakkında kullanılıyorsa, ‘beyazı siyah gösterme küstahlığı’nı ifade eder. Eğer bir yandaş bağlamında kullanılıyorsa, ‘parti disiplini talep ediyorsa siyaha beyaz demeye hazır bir kişiliğe sahip olduğunu’ ifade eder.

Bellyfeel’ kelimesi, ‘partiye karnından/midesinden bağlılar’ için kullanılan bir başka sözcüktür. Körü körüne herşeyi kabul etmeye ve inanmaya hazır olma hevesi yerine kullanılıyor Newspeak dilinde. Örneğin kahramanımız Winston Smith, parti yetkilisiyle konuşurken partinin 2 + 2 = 5 diye ilan edip edemeyeceğini soruyor. Parti böyle ilan ettikten sonra, herkesin buna inanacak olmasının, bunu bir hakikat haline getirip getirmeyeceğini merak etmektedir. Düşünce suçlularını sorgulamakla görevli O’Brien, 2 + 2 sorusunun yanıtının partinin isteğine göre değişebileceği yanıtını verir: ‘’Bazen 3’tür, bazen 5’tir, bazen ikisi birdendir.’’

Duckspeak (ördek gibi vakvaklamak) diye bir başka sözcük daha vardır… Yani düşünmeden konuşmak. Bu kelime de ‘Newspeak’ dilinde hem iyi hem kötü, iki anlamlı kullanılıyor. Eğer, konuşan Big Brother’ın sözlerini, partinin ideolojisini ezbere tekrar ediyorsa bu kelime pozitif anlam kazanır. ‘Duckspeak’in en çarpıcı örneklerinden biri Parti Sözcüsü’nün bir mitingde konuşması sırasında sergilenir. Halka, ateşli şekilde düşmanları ‘Avrasya’nın (Eurasia) kötülüklerini anlatmakta olan hatip, bu sırada kendisine uzatılan nottan sonra, mimiklerinde ve konuşma temposunda hiçbir değişiklik yapmadan bu kez ‘Doğuasya’nın (Eastasia) kötülüklerini anlatıp kınamaya başlar. Çünkü notta, ülkenin lideri Ağabey’in, Okyanusya’nın yeni düşmanının Doğuasya olduğuna karar verdiği yazılıdır. Partinin pozisyonu konuşmanın ortasında değişmiştir. Hatip de düşünmeden konuştuğu için, hiçbir farklılık sergilemeden bu yeni pozisyona uygun şekilde konuşmaya devam eder.

Bir diğer çarpıcı sözcük ise ‘unperson(yokkişi)’dır. Bu sadece devletin o kişiyi öldürmesiyle sınırlı bir eylemi ifade etmez. Yokkişileme aynı zamanda, söz konusu kişinin varlığının, kitaplardan kayıtlardan silinmesi, fotoğraf ve haberlerinin yer aldığı her materyalin imha edilmesiyle gerçekleşir. Ağabey’ce ‘unperson’ edilen kişinin bir muhabette adını anmak, bir hatırada varlığından bahsetmek, ‘suçdüşün’dür.

Devletin iyi yurttaşları, ‘suçdüşün’ işlememek için ‘crimestop (suçadur)’ yapar. Yani aklından, Big Brother’ın veya partinin söylemlerine aykırı bir düşünce geçtiğinde derhal düşünmeyi bırakır. Düşünmeye devam ederek suç işlerse ‘thinkpol’a (düşünce polisi) yakalanması kaçınılmaz. ‘Joycamp(keyifkamp)’a kadar yolu var. Okyanusya’da zorunlu çalışma kampının adı ‘joycamp(keyifkamp)’dır.

İyi yurttaşlar (prole), suçdüşün işlemesinler diye ‘prolefeed’ ile meşgul edilir. ‘Prolefeed’, yığınların dikkatini devlet işlerinden uzaklaştırıp, zihinlerini meşgul etmek için sürekli devam eden eğlence yayınıdır.

Yine Newspeak dilinde ‘eşitlik’ kelimesi sadece boy, ağırlık gibi fiziksel karşılaştırmalarda kullanılabilir. Sosyal, politik, hukuksal veya ekonomik bağlamda bu sözcük kullanılmaz.

İki zıt düşünceye aynı anda inanıp savunmak

Orwell, Parti’nin toplumu düşünsel fukaralıkta tutan propagandayı sürekli kılmadıkça, iktidarını sürdüremeyeceğinin farkında olduğunu anlatır. Bununla beraber, bu müthiş aldatmanın bilinmesi, parti içinde ve devlette içe dönük bir patlama riski de yaratır. İşte bu riski bertaraf etmek için Parti oligarşisi, düşünce üzerinde de, Orwell’ın ‘ikiyüzlü’ sözcüğüne benzer şekilde kullandığı ‘doublethink(ikidüşünceli)’ adlı düşünce sistemi geliştirmiştir.

Doublethink (ikidüşüncelilik), bir kişinin zihninde aynı anda iki zıt düşünceyi bir arada tutabilme, ikisine birden inanabilme potansiyelidir. Normalde psikolojide, insanın zihninde iki zıt düşünce taşıması ‘bilişsel ahenksizlik (cognitive dissonance)’ rahatsızlığına yol açar. Ama, parti mensupları, böyle bir ahenksizliğin şuurunda olmayacak hale geldikleri için hiçbir rahatsızlık yaşamazlar. Parti entelektüelleri bu ikidüşüncelik sayesinde, düşünce olarak hangi zıt yöne giderlerse gitsinler ‘hakikati’ ihlal etmedikleri konusunda kendi kendilerini tatmin ederler. Faşizmin temellerini atan yasaları/uygulamaları ve ileri demokrasiyi/özgürlüğü aynı anda savunabilme olanağı sağlar ‘doublethink’. Okyanusya’nın bütün meydanlarına yazılan ‘Savaş Barıştır’ , ’Özgürlük Köleliktir’ , ‘Bilgisizlik Kuvvettir’ sloganları da bu nedenle anlamsız gelmez. Yine kurumlar ve yasalar da bu ‘ikidüşünceli’ mantığa uygun şekilde adlandırılır. Örneğin, görevi, Okyanusya’nın düşmansız kalmamasını sağlamak olan, savaş işlerinden sorumlu Barış Bakanlığı (Ministry of Peace), özgürlük gibi karşı devrimci talepleri ve gösterileri bastırmaktan ve işkenceli sorgulardan sorumlu Sevgi Bakanlığı (Ministry of Love), ahaliyi Ağabey’i zora sokabilecek bilgilerden korumak için yalanlar üretmekle görevli Hakikat Bakanlığı (Ministry of Truth), yoksulluktan kırılan ahaliyi, fakir olmadıklarına ikna edecek ekonomik istatistikleri hazırlamakla görevli Bolluk Bakanlığı (Ministry of Plenty) tesis edilmiştir.

‘’En Orwellian sözcük: Güvenlik’’

Orwell’dan sonra, ‘politik dile’ karşı duyarlılık, bilinçli kesimlerde kısmen artmıştır. Ancak, dünyanın büyük bölümünde hala yalan kelimelerle, gerçekliği olmayan veya muğlak kavramlarla geniş yığınlar manipüle edilmeye devam edilmektedir. Son yarım yüzyıldaki en ‘Orwellian’ sözcüklerden biri de ‘güvenlik’tir. ‘Güvenlik’ amaçlı çıkarılan tartışmalı yasaların çoğunun asıl amacı, muhalefeti denetim ve kontrol altında tutmaktır. Hele bir iktidar, bu tür yasalara karşı toplumsal duyarlılığı, itibarsızlaştırıyor, küçümsüyor ve dışlıyorsa art niyetli olduğu neredeyse kesindir. ‘Güvenlik’ yasalarının ‘özgürlüğü koruma’ bahanesiyle çıkarıldığı bir politik atmosfer ise, özgürlüğe, Bush’un ‘Irak’a Özgürlük’ operasyonu kadar soluk aldıracak bir atmosferdir.

Bushism, işkenceye ‘zorlayıcı sorgu’, şehirlerin havadan bombardmanına ‘surgical strike’ gibi isimler takarak ‘newspeak’in en parlak örneklerinden bazılarını vermiştir. Yine Bush yönetimi, 11 Eylül’ün paranoyak ikliminde kendi muhafazakar tabanını korkutarak, ‘güvenlik’ sözcüğünü en fazla istismar eden yönetimlerden biri oldu. Destekçisi büyük şirketlerin vergi kesintisini ‘ekonomik güvenlik(economic security)’, yandaş silah üreticisi firmalara yeni silah ve güvenlik hizmeti ihaleleri vermeyi ‘iç güvenlik (homeland security), ülkenin en kıymetli doğal arazilerini yandaş petrol şirketlerine açmayı ‘enerji güvenliği (energy security)’ olarak adlandırarak topluma kolaylıkla kabul ettirdi.

Kelimeler, bizi yaşadığımız bütün politik perişanlıkların içinde tutmakta, sandığımızdan çok daha önemli rol oynuyor. Burdan çıkış da onların farkına varmakla başlar. Devletlerin ‘kelimelerle’ işaret ettiklerine baktığımız kadar bu kelimelerin anlamını, amacını tartışmıyorsak, ciddi bir sorunla yüzyüzeyiz demektir.

Eğer bir ‘Big Brother’a sahip olduğumuz hissine sahipsek ve Okyanusya bir fantezistan gibi değil de tanıdık bir yer gibiyse, 1984 yılı geçmiş bir tarih değil, gelecektir.

Savaş dili ve edebiyatı

You must be logged in to post a comment Login