Bazı ülkelerde yolsuzluk neden yaygın?

Art arda patlayan yolsuzluk skandalları, Güney Kore’nin rutin gündemlerinden birine dönüştü. Son olarak, rüşvet aldığı ve yolsuzluk nedeniyle Güney Korelilerin aylardır protesto ettiği devlet başkanı Park, geçen hafta Yüksek Mahkeme tarafından görevinden azledildi.

CEMAL TUNÇDEMİR

14 Mart 2017

Göstergelere bakıldığında, 1950’li yılların başındaki yıkıcı savaştan sonra Güney Kore’nin kat ettiği ekonomik mesafe baş döndürücü. Bunda da teknoloji ve sanayi üretiminin rolü çok büyük. En başta dünyada gelirinin büyüklüğü bakımından en büyük teknoloji firması olan Samsung Electronics. Ülke ekonomisinde o kadar önemli bir yer kaplıyor ki Güney Kore’ye ‘Samsung Cumhuriyeti’ diyenler bile var. Ülke ihracatından yarıdan fazlası Samsung’ grubuna bağlı şirketlere ait.

Dünyanın en çok satan ikinci bilgisayar çipi SK Hynix’ten, dünyanın en çok satan otomobil üreticileri arasındaki Hyundai ve Kia Motors’a, dünyanın en büyük gemi inşası firması olan Hyundai Ağır Sanayi’den dünyanın dördüncü büyük çelik üreticisi şirketi Posco’ya bir dizi devasa şirket, Güney Kore ekonomisini günümüzde Asya’nın dördüncü ve dünyanın 11’nci büyük ekonomisi haline getirmiş durumda.

Güney Kore bu başarısının yanı sıra son yıllarda bir başka konuda da şampiyonluğa oynamaya başladı: Yolsuzluk skandalları. Özellikle son yıllarda Kore gazetelerinin ana gündemini yolsuzluk haberleri oluşturuyor. Korean Airlines, Hyundai ve Samsung’daki skandallar ve son olarak geçen hafta devlet başkanı Park Geun-hye’nin yolsuzluk ve rüşvet gerekçesiyle görevinden azledilmesi birkaç aya sığdı. Park, ülkenin yolsuzluk skandalı yaşayan tek devlet başkanı değil. Ondan önceki son 3 devlet başkanı da benzer skandalların kahramanı oldu.

1998 – 2003 yılları arasındaki devlet başkanı Kim Dae-jung, bir şekilde kendisini patlayan skandaldan kurtardı ama iki oğlunun rüşvet aldıkları için hapse girmesine engel olamadı. Onun halefi Roh Moo-hyun (2003-2008), 6 milyon dolar rüşvet aldığı iddiasıyla başlatılan soruşturmadan kısa süre sonra ‘çok insanın acı çekmesine neden oldum’ notu bırakarak intihar etti. Onun halefi, Lee Myung-bak’ın (2008-13) ağabeyi, devlette bir işini halletmesi karşılığında bir işadamından 500 bin dolar rüşvet aldığı için hapse girdi. Ve nihayet 2013’den beri aynı zamanda ülkenin ilk kadın devlet başkanı olan Park Geun-hye, ülkenin önde gelen şirketlerini, sırdaşıyla beraber kurdukları iki vakfa 60 milyon dolarlık rüşvet bağışında bulunmaya zorladığı gerekçesiyle görevinden azledildi.

Akrabaya torpil yapmamak ayıp

Politik yelpazenin farklı kesimlerinden gelen bu isimlerin hepsinin hikayesinin yolsuzluk çamuruna saplanmasının nedeni ne? Güney Kore devletinde yolsuzluk neden bu kadar yaygın?

Dongseo Üniversitesinde Doğu Asya kültür ve ticareti profesörü Justin Fendos’a göre bunun en büyük nedeni, sadakate, ehliyetten çok değer veren sosyal ve idari kültür.

Batı dünyasında akrabalık ve arkadaşlık ilişkileri ile iş ilişkileri birbirinden büyük ölçüde iki ayrı alanı ifade ediyor. Örneğin bir Avrupa ülkesinde bir kişi belediye başkanı olduğunda, belediyenin bütün yönetici kadrolarını akrabaları ve arkadaşlarıyla dolduramaz. Ama, Güney Kore’de yıllardır olan tam da bu. Kayırmacılığın, ülkenin sosyal dokusuna nasıl işlediğinin en çarpıcı göstergesi Birleşmiş Milletler’in bir önceki Güney Koreli genel skereteri Ban Ki-moon oldu. Görevinin ilk yılında BM kadrolarını Güney Korelilerle doldurması BM’de rahatsızlık yaratmıştı. Ban Ki-moon, eski patronunu bile BM’de görevli olarak işe almıştı.

Güney Kore’nin skandallara konu olan firmaları, bütün kritik makamların bir tek ailenin, aynı ekolden insanların, aynı arkadaş çevresinin veya akrabaların elinde olduğu sıkı birer oligarşi görünümünde. Ve elbette bu kültür devlet yönetimine de yansıyor. Bu da bizim ‘torpil’, Amerikalıların ‘coattail’, Güney Kore’lilerin ise ‘ipe tutunmak’ dediği ilişki zincirine alan açıyor.

Bir işyeri veya devlet yönetiminde alttakilerin patronlarına sadakati beklenir bir şey. Ancak Güney Kore’de bu sadakat, kural, etik ve yasalar ile patron arasında tercih zorunluluğu doğduğunda patron lehinde devam ediyor. Yöneticiler de bu zorunluluk doğduğunda ahlaka veya yasalara değil ne pahasına olursa olsun kendilerine sadık kalacak kişileri tercih ediyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Lotte firmasının başkan yardımcısının, şirketin patronunun yasadışı faaliyetlerini örtmek için intihar etmesi oldu.

Bu abartılı sadakat gösterisi nasıl bir iklimde gelişiyor? Patronlar ve devlet yetkilileri, yasadışı faaliyetlerinden edindikleri servetin bir kısmını çevrelerine pay ederek sadakatlerini satın alıyor. Daha da önemlisi, Güney Kore’de sosyal kültür, bir makama, bir zenginliğe ulaştığınızda, bu gücünüzü, akrabalarınız ve arkadaş çevrenize, rant, iş, makam sağlayarak paylaşmamayı, ayıp bir davranış gibi görüyor.

İşte Güney Kore’nin bugün yüzyüze olduğu şey, bu kültürün ülke ekonomisini ve devleti istila altına almasıdır. Yönetici kadrolarına yetkinlik değil, körü körüne sadakat ölçütüyle gelmiş kifayetsizler, hem Güney Kore devletinin hem de dev şirketlerin son yıllarda art arda berbat kararlar almalarının en önemli nedeni. Örneğin, Samsung’un tarihindeki en büyük fiyaskosu olan ‘patlayan pil’ skandalı, bu tür yetersiz yöneticilerin, uzmanların ısrarlı uyarılarını dikkate almayan kararlarının bir ürünü olduğu ortaya çıkacaktı.

Devlet başkanı Park’ın azledilmesine neden olan skandal da, özel ilişki ve sadakat ağını, yönetim kültürünün merkezine yerleştirilmesinin ne derece üst düzeylere kadar çıktığının çarpıcı bir göstergesi oldu. Son 20 yılda devlet içine dönük denetim mekanizmalarını ve şeffaflığı ortadan kaldıran yığınla yasal düzenleme de bu sosyal ateşe benzin dökmek gibi oldu. Gelinen nokta, 60 yıllık emeğin oluşturduğu devasa ekonomiyi ve Asya’nın en parıltılı başarı öykülerinden birini tehdit ediyor.

Lidere sadakatin tek ölçüt olduğu yapı bir bataklık

Yolsuzluk, Güney Kore’ye özgü değil, küresel bir sorun. Bazı ülkelerde yaygın olması diğer ülkelerde olmadığı anlamına gelmiyor. Din, ırk, ideoloji ayrımı olmaksızın bütün ülke, organizasyon, kurum ve toplumlarda farklı ölçülerde de olsa yolsuzluk sorunu var.

Yolsuzluğun en yaygın olduğu ülkelerin en ortak özelliği ise, ‘yönetime sadakatin’ tek ölçüt olduğu otoriter rejimler olmaları… Kendisi de yolsuz bir lider, sadıklarına da yolsuzluk alanı açarak, sadakatlerini ve ‘lider giderse hepimiz gideriz’ korkusunu diri tutuyor. Çünkü sadakat zincirinin kopması, saadet zincirini ve yolsuz düzeni de dağıtır. Bu nedenle de yolsuz bir otoriter için en büyük 3 tehdit, şeffaflık, bağımsız yargı ve bağımsız medyadır. Çünkü bunlar, özellikle sadakat bağları zayıfladığında yolsuz bir lider için çok büyük bir tehdittir. Güney Kore’de olduğu gibi. Patronuna, liderine körü körüne sadakat konusunda ebeveynleri kadar hevesli olmayan yeni kuşak, devlette ve şirketlerde tanık olduğu yasadışılıkları medyaya ve hukuka sızdırmaktan çekinmiyor. Teknoloji de bunu kolaylaştırıyor. Bu nedenle de Güney Kore’de yolsuzluk haberlerini her geçen gün artan oranda duyuyoruz.

Yolsuzluk ‘kötü’ insanlara özgü değil

Yolsuzluğun küresel bir fenomen olması, ‘insanlar neden yolsuzluk yapar’, ‘hangi şartlarda yolsuzluk yapılır‘ ve benzeri konularda çok sayıda bilimsel araştırma yapılmasına neden oluyor.

Güney California üniversitesinden ekonomist Anya Samek’in katıldığı bir radio programındaki şu tespiti çok önemli: ‘’Uzun yıllar, dünyada dürüst insanlar ve dolandırıcı yolsuz insanlar olduğuna inandık. Ancak artık anlıyoruz ki böyle bir ayrım yok.’’

Topluma sinen ahlak atmosferi, insanların içinde bulunduğu koşullar çok belirleyici. Yolsuzluğun asla ayıplanmadığı, yapanın yanına kar kaldığı bir kültürde, kendisini çok dürüst sanan bir insan kolayca yolsuzluk ve dolandırıclık eğilimi sergileyebilir. Hem de hala iyi, ahlaklı temiz ve dürüst bir insan olduğuna inanmaya devam ederek… Yolsuzuluk yapmak için ahlaki erozyona uğramamız gerekmiyor, yolsuzluğu kolayca yapabildiğimiz ve bu yanımıza kar kalabilecek bir iklim varsa hepimiz yolsuzluk yapma potansiyeline sahibiz. ‘Bizimkiler yapmaz, karşı taraftaki kötüler yapar’dan ibaret bir yolsuzlukla mücadele anlayışının, dünyanın en ahmak yolsuzlukla mücadele planı olması bundandır.

Küresel Yolsuzluk Barometresinin 72 ülke üzerinde yaptığı bir yolsuzluk araştırması, Danimarka, İzlanda, Finlandiya, İsveç, Kanada gibi dünyanın en az yolsuzluk yaşanan ülkelerinin şu çarpıcı ortak yanınına dikkat çekiyor: Yolsuzluğun en az yaşanadığı ülkeler, yolsuzluğa çok ağır cezalar getiren ülkeler değiller. Aksine bunlar, gerek halkın istediği her bilgiye ulaşabildiği sosyal denetim, gerek özgür medya ve gerekse de politik etkiden bağımsız yargının denetimi ile yöneticiler için yolsuzluk fırsatlarını en aza indirgemiş ülkeler.

Örneğin sistematik yolsuzluk yaşanan ülkelerde devlette yolsuzlukları ifşa eden veya medyaya sızdıranlar hain muamelesi görürken, İskandinav ülkelerinde kahraman muamelesi görürler ve özel yasal korumaya sahiptirler. Örneğin Danimarka yasalarına göre bakanlar, her ay sonunda o aydaki bütün harcamalarını, aldıkları bütün hediyeleri, seyahatlerini ve bu seyahatlerde kaldıkları konaklama yerlerini harcamalarını kamuoyuna açıklamak zorunda. Örneğin İsveç yasalarına göre dileyen her vatandaş, devletin bütün harcamalarının detaylarına her an ulaşabilir.

Adeta hasımca bakışa sahip özgür medya, şeffaflık ve bağımsız yargı olmadan, yolsuzluğa çok ağır cezalar getirerek yolsuzluğu önleyebileceğini düşünmek sadece aptalca olmakla kalmaz, aynı zamanda, yönetime, elimine etmek istediği unsurları bu yolla elimine etme fırsatı da verir. Dünyanın en otoriter rejimlerinden biri olan Kuzey Kore, dünyanın en yolsuz ülkelerinden de biri. Yolsuzluk gerekçesiyle sık sık gerçekleşen idamların amacı ise görevden almak, yolsuzlukla mücadele değil.

Yolsuzluk hastalığı genetik değil

Öte yandan yolsuzluk genetik bir sorun da değil. Yani bir toplum için kader değil. Çinliler, Çin ana karasında dünyanın en yolsuz toplumlarından birini oluştururken, aynı etnik grup Singapur ve Hong Kong’da dünyanın en az yolsuz toplumlarından bazılarını oluşturuyor. İskandinav ülkeleri, 20’nci yüzyılın başında dünyanın en yolsuz devletleri arasındaydı. Yolsuzluk araştırmalarıyla bilinen Bo Rothstein, İsveç’in yolsuzluktan kurtulma sürecinin temel motorunun, bireysel vatandaş haklarının ve özgürlüklerinin dünya ortalamasının çok ilerisinde güçlendirilmesiyle başladığına dikkat çekiyor. Devletin kutsal görüldüğü ve devlet adamlarının eleştirilmesinin vatan hainliği sayıldığı bir ülkenin yolsuzluk batağından kurtulma şansı sıfır. Rakamla ‘0’…

‘Alemin enayisi ben miyim’

Bir devlet memurunu yolsuzluğa iten bireysel faktörler de var. Bunların en güçlülerinden biri, çevresindeki diğer insanların durumuyla kendi durumunu kıyaslaması. Çevresinde özellikle de yaşıtlarının hızla finansal olarak lüks yaşama, üst makamlara kavuştuğunu görmek kişiyi, ‘biraz para kazanma isteğinden‘ çok daha fazla dolandırıcılığa ve yolsuzluğa yönelten bir faktör.  ‘Alemin enayisi ben miyim’ düşüncesi çok itici bir güç.

Gazeteci Ed West, Nijerya’nın neden yolsuzluk sarmalında bir ülke olduğu sorusuna, ‘’çünkü ülkenin kamusal yaşamında, dürüst olmanın enayilik hissi vermesine yetecek sayıda(çok fazla olması gerekmiyor), yolsuzluk yapıp yanına kar kalan memur ve politikacı var’’ yanıtı veriyor. West, Paul Collier’in, ‘Exodus’ adlı kitabında Birleşmiş Milletler’in merkezinin bulunduğu New York’ta bir araya gelen diplomatların davranışları ile ilgili tespitlerine dikkat çekiyor. Eğer dürüst bir insan grubu ile yolsuz ve dolandırıcı bir insan grubunu karıştırırsanız, yolsuz grup, dürüstleri kendisine benzetir, dürüstler yolsuzları kendisine değil… Yolsuzlarla yol arkadaşlığı yapan dürüst insanlar da kısa sürede yolsuzluğa bulaşacaktır.

Kutuplaşan toplumlarda yolsuzluk artar

Bazı ülkelerde, kabilesel, dini, mezhepsel, sınıfsal veya etnik gruplaşma çok keskindir. Politik hareketlerin sınırlarını da bu hatlar belirler. Dünyanın diğer ülkelerinde ise grup hissi bütün ülkeyi kapsar. Dünyada yolsuzluğun en yoğun yaşandığı ülkeler birinci gruptaki ülkelerdir. ‘Biz’ denirken, ‘halkımız’ denirken de genelde sadece kendi kimlik grubu kastedilir. Diğer gruplara karşı bir sorumluluk hissedilmez ve çoğunlukla onlar, iç düşman veya dış mihrakların potansiyel işbirlikçisi gibi görülür. Bundan dolayı da bu kültürlerde, en hamasi propagandistin bile iktidarı ele geçirdiğinde, ‘biraz da biz yiyelim’ düşüncesiyle yolsuzluğu kayması çok kolaydır. Yolsuzluk gibi görmez davranışını. Karşıt gruba karşı kendi grubunun ekonomik güçlenmesi şeklinde zihninde bir meşruiyet yaratır. Dahası, yolsuzluğunu, bu tarihi mücadele sürecinde ‘kol kırılır yen içinde kalır’ zihniyetinin arkasına saklayarak kabilesinin desteğini arkasında tutma şansı var.

Seçim kazanmak yolsuzlukta afrodizyak etkisi yapıyor

Son yıllarda araştırmalar yolsuzlukla ilgili bazı yaygın kanaatlerin aslında yanılgı olduğunu da gösteriyor. Örneğin, ‘’belli bir miktar yolsuzluk yapıp küpünü doldurduktan sonra gözü doyar artık yapmaz’’ anlayışı naiv bir yaklaşım. Aksine doldurulacak küpün ebadı büyüdükçe büyüyor.

Yolsuzluğu, başarısız ve kaybeden insanlara özgü bir davranış sanmak da bir başka büyük yanılgı. Tam aksine, yolsuzluğun, eğer uygun iklim varsa, ‘kazanan’ insanlarda ortaya çıkma potansiyeli çok daha büyük. Bu konuda yapılan bir araştırma, yakın zaman önce bir mücadele, yarış veya seçim kazanmışların, aldatmaya, yolsuzluğa veya dolandırıcılığa eğiliminin de artacağını gösteriyor. Bir emek harcanarak kazanılan zafer, insan da ‘hakettiği’ duygusunu güçlendiren bir etkiye sahip. Dahası, bu şekilde kazanmış insanlar kendilerini bir şekilde ‘özel’ görüyor ve kurallarla yasalarla çok da bağlı olmadıkları duygusu yaşıyor. Çok ilginç olarak, örneğin piyangodan para çıkması gibi tesadüfi kazanmalarda, bu etki çok daha az.

Yolsuzlukla ilgili en büyük yanılgılardan biri ise yapanın vicdan azabı çekeceği düşüncesi. Bir başka bilimsel araştırma, ‘yolsuzluk ve dolandırıcılığın’ vicdan azabı vermek yerine, aslında birçok insan için keyif verici etkisi olduğunu tespit ediyor. Yani, her yolsuzluk yapan vicdan azabı çeker, suçluluk duygusu yaşar gibi bir durum yok. Yolsuzlukla elde ettiği haram parayı keyifle yiyebilir. Yolsuz birinin keyfini bozacak tek şey vicdanı değil, adaletin kılıcının rüzgarını ensesinde hissetmesidir. Bu, yasalara uyanları ve ahlaki davranan insanları enayilik duygusundan da kurtaracak şeydir.

Görüldüğü gibi toplumları yolsuzluktan arındıran temel şey, yolsuzlarla mücadelenin ötesine geçip yolsuzluğun nefes almakta güçlük çekeceği bir iklim yaratmaktır. Bu temiz iklimin oksijeni ise yolsuzluk ve haksızlıktan midesi bulanan dürüst bir toplumdur. Yolsuzluğu, haksızlığı, torpili, rüşveti ayıplamayan ve midesi bunu kaldıran bir toplumda hiçbir yasa, hiçbir zorlama işe yaramaz. Bütün Orta Asya ve Orta Doğu ülkelerinin dünyanın en yolsuz ülkeleri arasında yer almasının nedenlerinden biri, bütün bu coğrafyada tek insani saygınlık kriterinin ‘zenginlik’ ve ‘güç’ olmasıdır. Bu ülkelerde, yolsuzlukla bile kazansanız zenginliğinizle, hukuksuzlukla, zorbalıkla elde etseniz bile gücünüzle toplumda saygı görmeye devam ediyorsunuz.

Güney Kore açısından son yıllarda manzarayı umut verici hale getiren şey de bu. Yolsuzlukları yazabilen bir medya, isterse yapan devlet başkanı olsun bunu cesaretle soruşturabilecek bir yargı ve hepsinden önemlisi bir yolsuzluk skandalı patladığında buna öfkelenip, sonuç alıncaya kadar aylarca meydanları doldurup protesto eden yüzbinler var.

Pusan Ulusal Üniversitesi profesörü Robert Kelly, BBC’ye şöyle yorumluyor bunu: ‘’Güney Kore’de yolsuzluklar sıklıkla deşifre oluyor artık. Savcılar soruşturma açıyor halk yolsuzluğa öfkelenip tepki koyuyor. Bu da müstakbel yolsuzların iki kere düşünmesine neden oluyor. Rahatsızlık verici bir görüntü ama sonunda bir arınma bu.’’

***
Cemal Tunçdemir‘i Twitter’dan takip edebilirsiniz.

You must be logged in to post a comment Login