ABD’de bakanlar politik faaliyetlere neden katılamıyor? Hatch Yasası nedir?

ABD’nin 44’ncü başkanı Barack Obama, 2009 yılındaki ilk kabinesinin bakanları ile birlikte. Obama’nın 8 yıllık başkanlığında iki bakanının, bakan kimliği ile siyasi konuşma yaptıkları için Hatch Yasasını ihlal ettiklerine hükmedildi.

CEMAL TUNÇDEMİR
@CemalTdemir
21 Mart 2017

Barack Obama kabinesinin Şehircilik Bakanı Julian Castro, 2016 yılı Nisan ayında katıldığı bir televizyon programında bir soru üzerine, ‘bakanlık ünvanımı bir kenara bırakıyorum ve tamamen kendi adıma kişisel fikrimi söylüyorum’ diyerek, Demokrat Parti içindeki başkan adaylığı yarışında Bernie Sanders’a karşı Hillary Clinton’ı desteklediğini açıkladığında medyada ve politik çevrelerde yoğun bir tepki yükseldi.

Çünkü bakan bu politik açıklamasıyla bir yasayı ihlal etmişti. Bu yasa, Amerikan politik literatüründe tasarıyı hazırlayan senatör Carl Hatch’a atıfla ‘Hatch Act’ diye anılan 1939 tarihli bir kanun. Resmi adı, ‘Gayrimeşru Politik Çabaları Engelleme Kanunu‘. Siyasi iktidardaki partinin ve kamu görevlilerinin, uhdelerindeki devlet gücünü ve olanaklarını, seçimi etkilemek için suistimal etmesine ‘gayrimeşru politik faaliyet’ diyor bu yasa.

1938 Kongre seçimi öncesinde iktidardaki Demokrat Partinin, Büyük Buhran’dan sonra kurulan federal istihdam kurumunu, birkaç kritik eyalette seçimde kendilerine avantaj sağlayacak şekilde partizan işçi alımında kullandığı iddiaları büyük bir krize neden olunca bu yasa hazırlandı. Yasayı hazırlayan Senatör Carl Hatch da iktidardaki Demokrat Partidendi ve tasarı her iki partiden çok sayıda milletvekili ve senatörün desteğini aldı. Demokrat Partili Başkan F.D. Roosevelt, hiç de hazzetmediği bu tasarı Kongre’den geçince, veto etmesi halinde, yasanın aynen geçip yeniden bu kez onun imzası olmadan yasalaşacağını ve bunun partisininin önemli bir kısmını, Cumhuriyetçi muhalafete yaklaştıracağını hesaplayarak son gün son saatte imzalamak zorunda kalmıştı.

Peki neyi engelliyordu bu yasa?

Yasanın en önemli işlevi, oy karşılığında seçmene rüşveti (iş istihdamı, sosyal yardım vs) kesin çizgilerle engellemesi. Yine iktidarda olan politik grubun seçim faaliyetlerinde kamuya veya sosyal yardım pogram ve fonlarına ait tek bir kuruşun, mekanın, aracın bile kullanılmasına yasak getiriliyor. Bunun yanı sıra federal görevlililere seçilmiş politikacıların, seçim kampanyalarına bağış yapmış işadamlarına veya sivil organizasyonlara, iş, ihale, sözleşme, finansal yardım veya bir başka çıkar sağlayıp sağlamadığı bir vaatte bulunup bulunmadığı ayrıca denetleniyor ve tespit edildiğinde cezalar öngörülüyor.

Yine bu yasa sayesinde, sadece Başkan ve başkan yardımcısı hariç olmak üzere Beyaz Saray yetkilileri ve Bakanlar ile Federal bürokrasinin bütün yetkili veya görevlileri, her hangi bir politik faaliyete, mesai saatleri içinde ve ünvanları, kendilerine tahsis edilmiş makam araçları, korumalar ve protokol imkanlarıyla katılamıyor; emirlerinde çalışanların veya toplumun politik kararını etkileyebilecek icraat, açıklama ve eylemlerde bulunamıyor. Siyasi rozet takamıyor. Kamu kurumlarına ait hiçbir araç, bina ve personel, hiç bir politik faaliyetlerde kullanılamıyor. Politik herhangi bir polemiğe katılamıyor.

Bakanlar, bir siyasi etkinliğe, törene, mitinge katılacakları zaman, makam araçlarıyla seyahat edemiyor, katıldıklarında ‘secretary (bakan)’ ünvanını kullanamıyor, isimlerinin önünde sadece ‘honorable’ yazıyor. Yani mitingde ‘bakan’ olarak takdim edilemiyorlar. ABD’deki resmi statüsü ‘devlet sekreteri’ olan Dışişleri bakanı ile statüsü ‘genel savcı’ olan Adalet Bakanı ise bu ünvanlarını kullanmasalar bile hiç bir parti etkinliğine katılmıyor.

Yine bakanlar bir devlet toplantısında, yani kamu parasıyla hazırlanmış hiçbir etkinlikte politik konuşma da yapamıyor. Örneğin dönemin Sağlık Bakanı Kathleen Sebelius, 2012 Şubat ayında Charlotte kentinde Sağlık Bakanlığının düzenlediği bir toplantıda irticalen yaptığı konuşmasında, bu kentin yaz ayında Demokrat Partinin başkanlık kurultayına da ev sahipliği yapacağını hatırlatarak, Obama’nın dört yıl daha başkan kalması gerektiğini söyleme gafında bulundu. Federal denetim kurulu, inceleme sonunda, devlet parasıyla düzenenlenen ve ‘bakan’ ünvanı kullanılan bir etkinlikte politik açıklama yaptığı gerekçesiyle Bakan Sebelius’un ‘Hacth Yasası’nı ihlal ettiğine hükmetti. Koltuğunu kaybetmekle yüz yüze kalan Bakan Sebellius, daha sonra verdiği ifadesinde, yasayı çiğneme niyetinde olmadığını ve irticali konuşmasında gaf yaptığı savunması yaptı ve özür dileyerek bundan sonra çok daha dikkatli olacağı sözü verdi. Bakan, toplantıya katılımı için yapılan bütün devlet masrafını (korumalar, uçak, konaklama vs), kişisel parasıyla ABD Hazine Bakanlığına geri ödemeyi kabul etmesiyle cezalandırılmaktan kurtuldu.

1947 ve 1974 yıllarında iki kez bu yasanın ‘ifade hürriyetini kısıtladığı‘ itirazı ABD Yüksek Mahkemesinin önüne geldi. Ancak Yüksek Mahkeme her ikisinde de itirazları reddederek yasanın ABD Anayasasına uygun olduğuna hükmetti.

İşte 2016 Nisan ayındaki konuşması sonrası Şehircilik Bakanı Julian Castro’nun bir anda ateş hattında kalmasının nedeni bu yasaydı. Ancak konu ‘tepki’ ile sınırlı kalmadı. Bakan Julian Castro bir anda kendisini küçük ama ‘baş belası’ bir federal denetim kurumuna ifade vermek zorunda kalırken buldu.

ABD kamuoyunda kısaca OSC diye anılan Özel Yetkili Danışma Konseyi Dairesinin soruşturma başlattığı Bakan Castro, ‘’Söz konusu soruya yanıt vermeden önce, bakan şapkamı bir kenara bırakarak, kişisel olarak yanıt veriyorum dedim’’ diyerek kendisini savundu. Ancak OSC, bakanın, 18 dakikalık TV söyleşisinin büyük bölümünde bakanlık alanıyla ilgili açıklamalar yaptığına dikkat çekerek, böylesi bir programda bir cümlenin başında ‘şahsım adına söylüyorum’ diyerek, politik sözlerini bakan olarak söylemekten çıkmayacağına hükmetti ve cezalandırılmasına karar verdi. Castro’nun, bakan olarak Hatch Yasasını nasıl ihlal edilmeyeceği konusunda kurs almayı kabul etmesi karşılığında cezası ertelendi. 2016 boyunca birçok bakan hiçbir seçim faaliyetine katılmamayı tercih ederken, katılan üç bakan ise oldukça dikkatli davranmak zorunda kaldı. Örneğin, Tarım Bakanı Tom Vilsack memleketi Iowa’da bir yerel gazetede Hillary Clinton lehinde yazdığı makalede bakan imzası kullanmadı ve sadece ‘Iowa Eski Valisi‘ ibaresi yer aldı.

Castro yalnız değildi. Özel Yetkili Danışma Konseyi, 2016 yılı boyunca değişik kademelerde 88 federal devlet yetkilisi hakkında daha Hatch Kanununu ihlal ettiği şikayetini inceleme başlattı. Disiplin cezası verilenlerden biri de ABD Posta teşkilatına ait bir posta taşıma aracının, bir adayın seçim kampanya mektuplarını görünür şekilde taşımasından sorumlu yerel posta yetkilisiydi.

Hacth Kanunu, 2016 yazında, Obama yönetiminin kabinedeki tüm bakanlara, Demokrat Parti başkanlık kurultayında konuşma yasağı getirmesiyle bir kez daha gündeme geldi. Beyaz Saray Genel Sekreteri Denis McDonough bu kararın amacının, birkaç ay sonra yapılacak ve Hillary Clinton ile Donald Trump’ın yarışacağı ABD başkanlık seçimine devleti karıştırmamak olarak açıkladı. Aslında bunun öncesinde OSC tarafından da Başkan Obama’nın bakanları ile diğer devlet yetkililerine, seçim öncesi yapacakları her açıklamayı çok dikkat etmeleri uyarısı yapılmıştı. Nitekim normalde başkan olarak Hatch Yasasından muaf olmasına rağmen Obama, Hillary Clinton’ı destekleyeceğini açıkladığı video kaydını bile, başkanın makam odası olan Oval Ofis’te değil, Beyaz Saray’da başkanın kişisel ikameti olan özel dairesinde yaparak bu konuda her hangi bir tartışma oluşmasına fırsat vermekten kaçındı.

Bakanlar, gittikleri bir şehirde partilerinin herhangi bir siyasi faaliyetine de katılacaklarsa gidecekleri yere tüm ulaşım ve konaklama masraflarını kendileri karşılamak zorunda. Sadece ABD başkanı için ‘güvenlik’ nedeniyle kısmi bir istisna var. ABD Başkanı gideceği her yere Air Force One başkanlık uçağı ile uçmak zorunda. Başka uçak kullanamıyor. Başkan Obama da Hillary Clinton’ın seçim kampanyasına destek için diğer şehirlere yolculuk yaptığında, başkanlık uçağının uçuş masrafının yarısı yasa gereği Hillary Clinton’ın kampanyasınca ABD hazinesine ödendi.

Hatch Kanunun uygulamasından sorumlu tek federal kurum OSC değil. Aynı yasa çerçevesinde, kamuda partizan kadrolaşmayı engellemek için kurulan Liyakat Sistemi Koruma Kurulu (MSPB) da var.

MSPB, bir yandan seçim rüşveti olarak kamuda işe almaları, diğer yandan ise politik görüşleri nedeniyle resmi kurumlarından çıkarılmaları denetlemek ve engellemek görevini yürütüyor. MSPB’nin temel misyonu, devlet görevlendirmesinde tek ölçütün ‘liyakat’ olmasını temin ve garanti etmek.

Müslümanlara ABD’ye giriş yasağını, yargı kararına rağmen uygulama niyetinde olan Trump’ın daha fazla ısrarcı olamamasının nedenlerinden biri de bu yasa oldu. Çok sayıda alt düzey memur, ABD başkanının yasaya aykırı bu emrini yerine getirmeyi reddetti. ABD yasalarına göre, yasadışı emri uygulamayı reddeden memuru işten çıkarmak yasadışıdır. MSPB, bu tür durumlarda devreye giren bir denetim yetkisine de sahip. OSC ve MSPB, kamu görevlilerinin, ırkları, cinsiyetleri, dinleri vb kimliksel nedenlerle ayrımcılığa uğramasına karşı da korumakla görevli. OSC’nin yasal görevlerinden biri de, devlet içindeki yasadışılıkları, usülsüzlükleri, yolsuzlukları medyaya sızdıran devlet memurlarını koruyan ‘Whistleblower Protection Act‘ adlı yasasının uygulanmasını sağlamak.

İktidar gücü üzerinde denetim, neden özellikle de seçimler sırasında çok daha hassas bir konu?

Çünkü, demokrasi doğası gereği, istismara ve suistimallere en açık yönetim şeklidir. Bir demokrasinin gerçek bir demokrasi mi yoksa sözde bir demokrasi mi olduğunun en somut görülebileceği yerlerden biri de seçimlerin adil ve eşit şartlarda olup olmadığıdır. Kamu yetkilerinin, kamu kaynaklarının seçimde kullanılıp kullanılmadığıdır.

Otoriter ve keyfi rejimler, her ne kadar kendilerini ‘milletin iktidarı’ olarak tanıtsalar da doğaları gereği millete asla güvenmezler. İfade hürriyetinden, özgür propaganda olanaklarından, eşitlikten korkmalarının temel nedeni de bu güvensizliktir. Millet korkusu da en güçlü şekilde seçimler öncesinde ortaya çıkar. Örneğin bugün dünyada, kendi halkına güvenmeyen yönetimlere sahip ülkelerde seçimler, farklı partiler ve farklı politik çizgiler arasında değildir. Muazzam devlet gücü ve baskısı ile halka ulaşma kanalları kapatılmış zayıf bir muhalefet arasındadır. Devletin bütün görevlileri, olanakları, makamları, propaganda araçları ve parası iktidardaki yönetimin seçimi kazanması için seferber edilir. Uluslararası gözlemci heyetlerinin bu tür seçimleri demokratik bir seçim görmemesinin, ve ‘milletin iradesinin tecellisi’ olarak tescil etmemesinin nedeni budur.

Devlet olanaklarının kişisel kariyer hesapları için suistimali, otoriter ve keyfi yönetimlere has değil. Boşluk bulduğunda en mükemmel demokraside bile ortaya çıkabilecek insani bir hastalıktır. İşte bu nedenle hem OSC ve MSPB gibi kurumlar hem de Hacth Kanunu, partiler üstü bir mutabakatın ürünü olarak ortaya çıktı. Devlet ve partinin iç içe geçmesinin bir demokrasi için ne derece ölümcül bir zehir olduğu konusundaki mutabakatın… Asgari düzeyde vatanseverlik, basiret, iyi niyet ve içtenliğin gereği olan bir mutabakatın…
CEMAL TUNÇDEMİR‘i Twitter’dan takip edebilirsiniz

You must be logged in to post a comment Login