Hukuku savunmak, ‘kötülerin’ hakkını savunmaktır

Chicago Tribune gazetesinin patronu ve yayın yönetmeni ‘Albay’ lakaplı Robert McCormick, nefret içerikli yayınlar yapan bir yerel gazetecinin haklarını savunma yolunda ABD Gazete Yayıncıları Birliğini harekete geçirerek, Amerikan gazetecilik tarihini değiştirdi.

CEMAL TUNÇDEMİR

10 Ocak 2019

1927 yılında, Minnesotalı ırkçı ve yabancı düşmanı gazeteci Jay Near, belediye başkanlığına aday olmuş ama kaybetmiş Howard Guilford  ile birlikte yayınlamaya başladığı The Saturday Press gazetesinde, Yahudi ve Katoliklerin, Minneapolis şehrini tamamen kontrollerine geçirdiği yönünde oldukça aşağılayıcı üslupla yazılmış haberler yayınlamaya başladı. ABD’deki beyaz ırkçı sağcıların günümüzde Müslüman veya Hispanik kimlikli herkese gösterdikleri tepkininin benzerini Yahudi ve Katolik olan herkese karşı sergiledikleri yıllardı. Orta Batının bu uzak kentinde ‘yabancı’ ve ‘göçmen’ sözcükleri ile ‘Katolik’ ve ‘Yahudi’ sözcükleri neredeyse aynı anlama geliyordu. 

‘İşgal’ paranoyası yaşamaya başlayan bir sığ akıl, kendisi ile aynı parayonayı yaşamayan herkesi de bu dış işgalin işbirlikçisi ve kripto kolu gibi görmeye başlar. Gazeteci Jay Near’ın da bu noktaya savrulması uzun sürmemişti. Gazeteye göre Minneapolis emniyet müdüründen, belediye başkanı George E. Leach’a ve sonraki yıllarda üç kez üst üste Minnesota eyalet valisi seçilecek dönemin eyalet adalet başsavcısı Floyd B. Olson’a kadar herkes bu gizli çetenin bir üyesiydi. Irkçılık ve komplocu zihin bileşimi bütün bağnazlıklar gibi kendisinden başka herkese düşman gözüyle bakan bu zihniyet, şaşırtıcı olmayacak şekilde siyahları, toplumu dejenere eden vahşi sürüsü ve sendikaları da komünist işgalciler olarak görüyordu.

Near’in The Saturday Press gazetesi, adeta kamusal alanda açılmış bir lağım çukuru gibi her gün kentin ve eyaletin günlük toplumsal atmosferini zehirliyordu. Halkta tepki büyüktü. Eyaletin Adalet Bakanı Floyd Olson daha fazla dayanamayarak, eyaletin 1925 tarihli ‘toplumda infial uyandıran suçlar’ yasasına dayanarak gazete aleyhine dava açtı. Minnesota Sansür Yasası olarak da bilinen yasa, halkta infial uyandıran skandal, nefret ve hakaret içerikli yayınlara yasak getiriyordu. Yargıç Matthias Baldwin, 22 Kasım 1927 günü verdiği ara kararda, gazetenin yayınını dava sonuçlanıncaya kadar geçici olarak durdurmaya hükmetti ve gazete ekibinin başka isimle benzeri içerikte bir yayın yapmasını da yasakladı. Yargıç daha sonra nihai kararında da benzeri bir hüküm verdi. 

Davanın önüne geldiği Minnesota Yüksek Mahkemesi, gazetenin skandal yayınlarının çok sayıda kişiye zarar verdiğini ve toplumun genel huzur ve düzenini derinden etkilediğini, haberlere konu olan kişilere olası saldıralara psikolojik zemin hazırlayarak asayişi de tehlikeye düşürdüğünü savunarak, gazetenin, toplumsal infial yasalarını çiğnediğini onayladı.

Near ve savunma tarafının, Minnesota eyalet anayasasının 1. Maddesinin üçüncü fıkrasında garanti altına alınan ifade ve basın özgürlüğü savunması ise mahkeme tarafından, ‘’bu anayasal güvencenin, skandal materyalin yayınlanması hakkını korumayı amaçlamadığı, sadece özenli duyarlı ve dürüst gazeteciliği korumak amaçlı olduğu’’ iddiasıyla reddedildi. Mahkeme, hukukun böylesi bir yayıncılığı korumak görevi olmadığını savundu. 

Bununla beraber eyalet yüksek mahkemesi, Near ve arkadaşlarının, ‘’toplumsal huzura saygılı olduğu sürece’’ yeni bir gazete çıkarabileceklerine de hükmetti. 

Bağnaz ve sevilmeyen bir gazeteci olan Near’in bu hükmü ABD Yüksek Mahkemesine temyize götürebileceği bir maddi olanağı yoktu. Büyük olasılıkla bu dava da bu şekilde unutulup gidecekti. Ancak eyalet mahkemesi kararının basın özgürlüğüne oluşturduğu potansiyel tehdidi gören bir medya patronunun, temyiz başvuru süresinin dolmasına çok az bir süre kala, hiç de hazzetmediği Near’a destek verme kararı, sadece bu davayı değil, ABD’nin medya, özgürlük ve politika tarihini de değiştirdi.  

Chicago Tribune gazetesinin patronu Albay Robert McCormick’in sağladığı maddi ve hukuksal destekle Near davayı ABD Yüksek Mahkemesine taşıdı. McCormick sonradan anılarında desteğinin gerekçesini, ‘’Minnesota mahkemesinin kararını görür görmez, bu kararla, sadece Near’ın gazetesinin değil, her gazetenin her hangi bir yolsuz yargıcın keyfine bağlı hale geleceğini gördüm’’ diye aktarıyor. McCormick’in Near’i savunan avukatı da, Yüksek Mahkemeye, devlet veya devlet yetkilileri aleyhine aşağılayıcı yayın yapamama iddiasının saçma sapan bir iddia olduğunu ifade ederek, ‘’devleti ve devlet yetkililerini açıkça sözle aşağılaybilme vatandaş olmanın en vazgeçilmez ayrıcalıklarından biridir’’ savunmasında bulundu.

McCormick de Tribune’in avukatı Weymouth Kirkland da şuna inanıyordu; ‘’Bir yerde kaçıklar saçma sapan şeyler yayınlama özgürlüğüne sahip değilse, orada basın özgürlüğü diye bir şey yoktur’’. Çünkü, neyin dürüst ve sorumlu gazetecilik olup olmadığına yargıçlar veya devletin karar vereceği yerde, devlet gücünü kullananların istemediği hiç bir haberin de yapılamayacağı çok açıktı. Bu düşünce, üyelerinin çok büyük bölümü ‘solcu’ olan Amerikan Sivil Özgürlükler Birliğinin de bu davada avukat ordusu ile Near’ın yanında olmasına yol açtı.  

Tarafların savunmasını dinleyen ABD Yüksek Mahkemesi, Minnesota eyalet yönetimini ve kamuoyunu şok eden bir karar vererek, ‘toplumsal huzur’ iddiasının değil, gazeteci Near’ın haklarının yanında durdu. Üstelik, Minnesota eyalet yönetimine gazetelerin yayınını durdurma yetkisi veren 1925 tarihli Toplumsal İnfial Yasasının ve her türlü sansürün ABD Anayasasına aykırı olduğuna da hükmederek… 

Albay McCormick, Yüksek Mahkeme kararını öğrendiğinde bunu kutlamak için üçüncü başkan Thomas Jefferson’ın Virginia’daki ünlü Monticello’suna gitti ve orada gazetecilere şu kısa açıklamayı yaptı: ‘’Devletin, insan zihnine pranga vurma yetkisi yoktur’’. 

Bir medya patronu ile ülkenin en yüksek mahkemesinin, bağnaz ve berbat bir karakterle yan yana görünme pahasına, toplumun ezici çoğunluğunun ve toplumsal huzur iddiasının değil de ifade özgürlüğünün ve anayasal düzenin çizgisinde kalması, sonraki yıllarda ABD’nin önünü açan hukuksal ışık oldu.

Örneğin, ABD Yüksek Mahkemesi, 1964 yılında New York Times’ın haberindeki bir bilgi hatasını gerekçe göstererek tazminat isteğiyle dava açan Montgomery Emniyet Müdürü L. B. Sullivan’ın davasını ret ederek, kamu yetkililerinin gazetelere ‘basın yoluyla hakaret davası’ açmasını neredeyse imkansız hale getirdi. Gazetelerin devlet uygulamaları ve yetkilileri hakkında özgürce yayın yapabilmesini garanti altına alan bu kararın hukuksal zeminini Near v. Minnesota içtihadı oluşturdu. Bu içtihat sayesinde, devlet gücünü kullanma konumunda olanların, gazetecileri, ‘haberini ispat et yoksa hesabını vereceksin’ tehdidi ile korkutması olasılığı yok edildi. ABD’nin yönetim sistemi olan denge-kontrol sisteminin bir gereği olarak, devletten ve devlet yetkililerinden her şüphenin kolayca medyada dile getirilmesinin önü açıldı.  ”Açık bir toplumun, yalan yanlış beyanlara tahammülü olmadıkça açık ve esaslı tartışmalara sahip olamayacağı” savunulan Yüksek Mahkeme içtihadında, gazetelerin, kamu görevlileri hakkında dedikoduları bile haberleştirme özgürlüğüne sahip oldukları vurgulanıp, bunun demokrasi için yaşamsal öneminin altı çizildi. 

Near davası, sonuçlandıktan yaklaşık 40 yıl sonra, 1970’lerin başında çok daha kritik bir rol daha oynayacaktı. 1971 yılında New York Times gazetesi, son üç başkan Kennedy, Johnson ve Nixon’ın Vietnam Savaşı konusunda ABD kamuoyuna yalan bilgiler verdiğini ispatlayan Pentagon Belgelerini yayınlamaya başladığında Nixon yönetimi derhal mahkemeye başvurarak, yayınlanacak belgelerin ‘devlet sırrı’ olduğu ve ülke güvenliğini tehlikeye düşüreceği iddiasıyla gazetenin bu belgeleri yayınlamasını durdurma kararı çıkardı. Ancak Washington Post gazetesi de New York Times’a destek vererek belgeleri yayınlamaya başladı. Ve bu sırada davanın önüne geldiği ABD Yüksek Mahkemesi tarihi bir karar vererek, sansürün, ABD Anayasasının ifade ve basın özgürlüğünü garanti altına alan Birinci Ek Maddesine aykırı olduğuna hükmetti ve gazetelerin belgeleri yayınlamasının önünü açtı. Başkanların, yalanlarını, devlet sırrı iddiasının arkasına saklamasını güçleştirdi.

Pentagon belgelerinin yayınlanması, ABD’nin 10 yılı aşkın süredir politikacıların politik kariyerleri ile askeri-silah endüstrisinin çıkarları nedeniyle içinden çıkamadığı Vietnam Savaşının sona ermesini sağladı.   

Yüksek Mahkeme sürecini anlatan 2017 tarihli The Post filmini izleyenler filmin en etkileyici sahnesini hatırlarlar. Yüksek Mahkemenin 1971’deki kararının metnini telefondan dinleyen Washington Post muhabiri anı anına duyduklarını yüksek sesle haber odasına okumaktadır. ‘Kazandık’ diye bağırır ardından da Yüksek Mahkemenin gerekçesinde yargıç Hugo Black’in, ‘’basın yönetilenlere hizmetle yükümlüdür, yönetenlere hizmetle değil’’ sözünü paylaşır arkadaşlarıyla… 

Ancak bu tarihi kararın ne bu duygusal sahneye ne de filme yansımayan çok önemli bir detayı vardır; Yüksek Mahkemenin basına sansür uygulanamaz içtihadının temelini de, 1931 tarihli Near v. Minnesota davasının içtihadı oluşturmuştur. 

ABD Yüksek Mahkemesinin 1971’de Pentagon Belgeleri davasını henüz karara bağlamadığı ve ilk derece mahkemesinin yasağının sürdüğü günlerde Albay McCormick’in gazetesi Chicago Tribune’de yayınladığı başyazı ile sansür karşıtı savaşa katıldığını ilan eder. Gazetenin 25 Haziran 1971 günü yayınladığı başyazısında önce okurlarından, Pentagon Belgeleri hakkında geç haber yapıldığı için özür dilenir. 1955’te ölen Albay McCormick’in 40 yıl önceki mücadelesine atıf yapılarak Tribune’in de Post ve Times ile birlikte belgeleri yayınlayacağı duyurulur. 

Bugün geriye dönülüp bakıldığında, Pentagon Belgelerinin yayınlanmasının, ABD’yi uçurumun kenarından dönderdiği ve toplumsal huzura da, milli güvenliğe de asıl hizmetin bu olduğu, artık devlet tarafından da kabul ediliyor. Ulusal güvenlik ve devlet sırrı gerekçeli sansürün sürmesi ülkenin geleceğini çok daha büyük felaketlere açık hale getirecekti. Yani bir kaçığın, pek fazla okuyanı olmayan yerel bir gazetede saçmalama hakkının korunması on yıllar sonra nihayetinde ülkeyi korudu.  

Bir ülkenin ve toplumun çıkarları, ancak basın özgür olduğunda garanti altındadır. Basın da, en aykırı fikirler ve hatta en rahatsızlık verici saçmalıklar bile kendini ifade edebildiğinde gerçekten özgürdür.  

Yani, hukuk ve özgürlük, sevilen, iyi ve normal vatandaşların hakları, özgürlüğü savunulduğunda değil; Sevilmeyen, kötü ve aykırı karakterlerin hakları, özgürlükleri savunulduğunda tesis edilir.  

CEMAL TUNÇDEMİR‘i Twitter’dan takip edebilirsiniz 

You must be logged in to post a comment Login