Skip to content
Menu

Tōkaidō’nun Elli Üç Durak Yeri

DENİZ ARSLAN

Japonya’nın tarihsel başkenti Edo ile imparatorluk başkenti Kyōto’yu birbirine bağlayan Tōkaidō yolu, eski Japonya’nın ana seyahat ve nakliyat rotasını teşkil ediyor. Ukiyo-e ustası Utagawa Hiroshige de 1832 yılında imparatorluk sarayına at götüren bir delegasyonun parçası olarak aynı yolu kat ediyor ve yine aynı rotadan evi olan Edo’ya döndükten sonra “Tōkaidō’nun Elli Üç Durak Yeri” adını vereceği ahşap baskı serisine başlıyor. Elli beş ahşap baskı resimden oluşan seride elli üç durak yerinin yanısıra başlangıç ve bitiş durakları da işlenmiş. Hiroshige duysa bundan hoşlanmazdı muhakkak ama bu serideki hikâye ve denemeler, mütevazı bir istişare girişiminin sonuçlarından ibaret. Ben olsam metinlere şöyle bir göz gezdirir ama resimleri muhakkak yakından incelerdim.

Edo’dan Ayrılış: Nihonbaşi

“Ayanam ay!”

“Nen var Arap?”

“Derdim var Ayanam, derdim var da dermanım yok.”

“Dermanın olsa bana demezdin zaten Arap!”

“İçim sıkılıyor, gidesim var!” “İcazet mi istersin?”

“Akıl isterim. Öbür türlü olsa Kavas’a çıkardım.”

“Ah Arabım aaaahhhh! Hiç bilemedin doğrusunu. İcazeti benden aklı Kavas’tan alacaksın.”

* * *

Ayana, Arap’ın çıkınına ekmek, peynir, kuru et, esvap ve sabun koyuyor. Arap o esnada ortadan kaybolup eve bitişik ağıl kapısını açıyor. Ağılda tek başına, sanki asırlar önce orada unutulmuşçasına yalnız ve bir o kadar gururlu görünen koyuna yaklaşıyor. “Kamer,” diyor ona, “ah güzel yüzlü, koyun gözlü Kamer, ben yolcuyum…”

Kamer, gözlerini sabit bir noktaya dikmiş, mânâ noksanlığından muzdarip bakışlarla öylece duruyor. Tepki vermiyor.

Kamer’in ikna olmadığını düşünen Arap, belki biraz da kendi vicdan sızısını dindirmek için devam ediyor: “Duramıyorum Kamer. Yüreğim taşıyor döşümden. Rahatsızım. Ben her yeri görmek istiyorum Kamer.”

Kamer daha fazla dayanamıyor. Artık bir şeyler söylemesi gerekecek. Hani kızarsın, öfkelenirsin ama yüreğinden de bir parçadır karşındaki, içini rahatlatmak istersin her şeye rağmen. “Arap,” diyor, “bak bu çok anlaşılır bir durum, ben buna bir şey demiyorum.”

Arap hâlâ rahatsız, devamında bir şeyler gelecek, biliyor.

“Ama Arap, fikirsiz Arap! Sen bunun böyle olduğunu bile bile yerleştin. Ev bark edindin, hayvan edindin, kadın edindin. Sözler verildi Arap, geri alınmaz. Kazıklar çakıldı, geri çıkarmak olmaz.”

Arap haliyle tüm bunların farkında, Kamer’den helallik istemesi de bu yüzden. Son kez, can havliyle savunuyor kendini: “Gitmeyip de sizi mi üzeyim Kamer? Sizden mi çıkarayım hıncımı? Sizi mi alayım karşıma düşman, yoksa ejderhaları mı?”

Kamer hafifçe gülümsüyor: “Hep de böyle güzel konuşur, göz boyardın değil mi Arap? Ayana’yı da böyle kandırdın değil mi düzenbaz Arap?”

* * *

Arap, bir 7 Temmuz sabahı, gün doğmadan yola revan oluyor. Onu uğurlamaya gelmeyen Kavas, aynı gün sabah defterine şu notu düşüyor:

Gidenin arkasından dökülen su ne onun arkasında bıraktığı elemi temizler ne de terkinde götürdüğü pişmanlığı.

DENİZ ARSLAN, öykü ve deneme yazarı. Berlin’de yaşıyor. Twitter’dan takip edebilirsiniz.