ANALİZ: ”Bir küresel kahvehane olarak Birleşmiş Milletler!”

birlemis milletler binasi ANALİZ: Bir küresel kahvehane olarak Birleşmiş Milletler!CEMAL T. DEMİR 

Bazı kurumları bazı yüzlerle özdeşleştiririz. O yüze aykırı siması olan biri o kurumun başına geldiğinde uzun süre yabancılık hissederiz.  Örneğin, Amerikalıların büyük bölümü hala Obama’yı gördüğünde, ‘’hakkaten başkanımız şimdi bu kıvırcık kafalı siyah adam mı?’’ diye soruyor için için… Çünkü, ‘’başkan dediğin beyaz tenli, geriye taranmış ıslak saçlı, kırmızı yanaklı olur; ağzını yaya yaya konuşur’’ fikrine çok alışmışlar.

Çocukluğumun TRT’sinden en net aklımda kalan portrelerinden biri de Perezde Kueyar’dır (Perez de Cuellar). BM’nin gol kaçırmış Guiza bakışlı bu Perulu Genel Sekreterinin yüzü de, devrin Hariciye Nazırımız İlter Türkmen’in bakışlarıyla da birleşince benim için o gün bugündür BM’nin ve küresel diplomasinin yüzü oldu.

Birleşmiş Milletler binasına her gidişimde, üçüncülüğü Türkiye’ye kaptırmış Koreli masum taraftar bakışlı Ban Ki-moon’un resimlerini sağda solda gördüğümde, bir tuhaf olur, halen Malezya’da ahir ömrünü geçiren Kueyar sekreteri ararım. Bir nevi kötü alışkanlık işte…

Şimdi bunları niye anlatıyorum. Çünkü aylardan Eylül ve New York her Eylül olduğu gibi yine Birleşmiş Milletler zulmü yaşıyor. Şehrin sokakları polis ordusu ile dolu. 130’den fazla devlet ya da hükümet başkanının konvoyları nedeniyle özellikle Manhattan’da trafik felç. Kürenin en büyük politik şovu sahneleniyor. Bu şovun ana sahnesine bakmak da farz oldu.

New York’un Manhattan adasının yukarı doğu kesiminde Doğu Nehri’nin kıyısındaki BM kampüsü, ortasında olduğu şehirden kopuk şekilde kendi zamanını, kendi dilini ve kendi kültürünü yaşar aslında. Teknik olarak kampüsün bahçe kapısından geçtiğiniz anda artık ABD’de değil ‘uluslararası toprak’larda sayılıyorsunuz. Bu nedenle de burada çalışan uluslararası gazeteciler burayla ilgili haberlerine mahreç imzası olarak ‘’New York’’ değil, ‘’Birleşmiş Milletler’’ yazarlar.

Küreyi gözetleme kulesi

1945 senesinde BM antlaşması imzalanmasına rağmen yıllarca genel merkezinin nereye inşa edileceği muamma kalmış. Cömertliği dillere destan Rockefeller ailesi, koca dünya müessesinin evsiz olmasına daha fazla dayanamaz ve New York şehrinin hemen kuzeyinde Hudson Nehri havzasındaki ünlü malikanesi ‘Kykuit’i BM’ye merkez olarak bağışlamak ister.

Rockefeller ailesinin ana malikanesinin adı olan Kykuit (kaykat okunur), Hollanda dilinde ‘’gözetleme yeri’’ (Hollanda ahalisi bugün ‘uitkijk’ diye yazarmış gayrı) demekmiş.  Nasıl bir fanteziyse….

Neyse efendim, Rockefeller’ın ‘kaykat’ı, Manhattan’dan uzak ve izole diye reddedilmiş. Ama ailenin ‘dünyanın hükümeti’ne evsahipliği arzusunu engellememiş bu durum. Hemen East River kıyısında bugünkü kampüsün bulunduğu 70 bin metrekarelik araziyi satın alıp BM’ye hediye etmişler. Ve işte bu Rockefeller arazisi üzerine, BM’nin, New York siluet fotoğraflarında, birçok filmde, çizgi filmde, video oyununda karşımıza çıkan o meşhur 39 katlı yeşil camlı gökdeleni inşa edilmiş. Bir nevi ‘’küresel Kykuit (gözetleme kulesi)’’ gibi…

Konya Ovası, diplomat yuvası!

BM’nin Cenevre, Viyana ve Nairobi’de merkezleri olmakla birlikte ana karargahı New York olageldi. Ancak, bugüne kadar BM’nin en büyük sponsoru olan ABD’nin ekonomik gücü eridikçe, BM’nin ana karargahının başka yere taşınması fikri de daha fazla dillendirilir oluyor. Şanghay’a taşıyalım diyen küresel homo-ekonomistler bir yanda, ‘Kudüs’e taşıyalım’ diyen anti-Amerikan, anti-İsrail ülkeler bir yanda, St Petersburg’a taşıyalım, Toronto’ya taşıyalım, Kuzey Afrika’ya, Dubai’ye taşıyalım gibi sağlamcılar bir tarafta ve ‘taşımayalım, ne diye taşıyor insanoğlu bunu ki, denize atalım’ diyen gundiler bir tarafta…

BM evsahipliğine talip olanların hepsinin gerekçeleri var ama en dikkatimi çeken Dubai’nin gerekçesi: ‘’Dünyanın her arızasına, her sorununa yakınız’’.

Valla memleketim diye demiyorum ama bu gerekçe Türkiye için daha çok iş görür. Ben olsam Konya Ovasına kurarım BM kampüsünü. Herkese yakın, herkese ‘gel ne olursal ol gel’ … Bu yönüyle, bir nevi sorunlu her bölgeye git gel 6 saat… Artık birgün bir Türk BM Genel Sekreteri olduğunda inşallah…

Çocuğunuzun birgün BM Genel Sekreteri olmasını istiyorsanız, kendisine, duyulduğunda dönüp baktıracak bir ismi olmasına dikkat edin. En azından bugüne kadar gelen 8 genel sekreterin isimlerine bir bakınca, BM’nin sanki böyle bir adeti var gibi geliyor. Misal, Trygve, Hammarskjöld, U Thant, Butros Butros, Kofi, Ki-Moon, vs…

Siz dikkat etmeseniz de BM diplomatlarının isimlerini sabah akşam yazmak zorunda olan gazeteciler için isimler başbelasıdır. Ban Ki-moon’un isminin hangi kısmı soy isim hangisi isim, hangisi büyük harfle başlıyor, aylarını aldı gazetecilerin.

Gazeteci dedim de, BM’de gazetecilik her zaman büyük bir hevesle başlar. Hemen acemilikle ilk toplantılar ilk raporlar haberleştirilir. Ancak birkaç gün içinde kimsenin okumadığı ve okumayacağı raporları haberleştirmekten, konuşma ve toplantıları haberleştirmekten iflah kesilir ve ‘’Nedir bu şimdi? Kim bu adamlar? Niye bu kadar çok konuşuyorlar?’’ gibi varoluşsal sorularla ezici bir yorgunluğa dönüşür.

Arada kendinizi binanın tek konuşulmayan noktası olan ‘Sükunet Odasına (Meditation Room)’ attınız, attınız. Değilse, dinleme melekeniz körelir. Muhatap konuşurken dinlemeyip ne diyeceğini ya da ne soracağını düşünen dinleme özürlü robotik bir insana dönüşürsünüz. Bu yönüyle bir nevi, kimsenin okumadığı, herkesin yazdığı Türk köşe yazarı dünyası gibidir BM…

Bütün BM’yi bir arada tutan sır

Konuşmakla yemek arasında doğru orantı vardır. Mideden ne kadar çok laf çıkarsa o kadar çok gıdayla ikame edilir. Dünyada bu kadar çok konuşan ve yemek yiyen insanı başka yerde bir arada bulamazsınız. BM’nin etrafındaki 1-2 kilometrelik alanın hep restoranlarla dolu olması boşuna değil. Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz ünlü Amerikalı diplomat Holbrooke, ‘’Yemek, bütün Birleşmiş Milletleri birarada tutan şey herhalde. Abicim bu adamlar hakkaten yemeği seviyor’’ diye bahsetmişti vakti zamanında…

Her şeyi, hiçbir ciddi sonuç doğurmayacağını bilmenin rahatlığıyla konuşuyorlar, konuşuyorlar, konuşuyorlar… Misal, her BM Genel Sekreteri Kıbrıs konusuna bayılır. Hiçbir çözüm ihtimali olmadığı için stres yaratmayan bir uluslararası sorundur Kıbrıs… Makamında sıkıldıkça bu soruna tur atmaya çıkmayan Genel Sekreter yoktur.

Aynı bunun gibi sürekli belli konularda didişen ülkeler ve taraflar var… On yıllardır aynı konularda didişiyorlar, didişiyorlar, didişiyorlar… Dünyanın her yerinde gözden uzakta cereyan edip kaosa neden olmasın diye didişme evi kurulmuş adeta. Bu yönüyle bir nevi küresel kahvehane gibidir BM…

BM dili ve edebiyatı

Garip bir anlaşma dili var BM’nin. ‘’Derhal talep’’ ediyorlarsa, ‘’yapılırsa çok makbule geçer’’ demektir.  ‘’Güçlü’’ diyorlarsa, ‘’en azından’’ demektir. ‘’Şiddetli’’ diyorlarsa ‘’çok da şiddetli değil’’ demektir. ‘’İstiyoruz’’ diyorlarsa ‘’yalvarıyoruz’’ demektir. ‘’Acil’’ diyorlarsa, ‘’önümüzdeki 5-10 yıl içinde’’ demektir. ‘Yakın vadede’ diyorlarsa, ‘’iki üç kuşak’’ alır demektir. ‘Uzun vadeli’ diyorlarsa, ‘ahirete havale ettik’’ demektir.

Kimse anlamaz beni, ona yanarım!

Üstüne bir de dil sorunu var… Toplantılarda anında çeviri yapan çevirmenler var gerçi ancak çoğu zaman konuşma, bir dilden, Genel Kurulun 6 ana çalışma dilinden birine ondan da İngilizce’ye çevrildiği için, bir kulaktan giren Ali, diğer kulaktan çıkasıya kadar oluyor Veli…

Birgün bir deneme yapmışlar; İngilizce meşhur deyim ‘’out of sight out of mind (gözden uzak gönülden ırak)’’ tercüme zincirine sokulmuş. Birkaç dilin tercümanını dolaştıktan sonra geri İngilizce tercümana geldiğinde cümle artık, ‘’invisible insane (görünmez çılgın)’’ olmuş… Bu birbirlerini anlamama yönüyle bir nevi Türk politikası gibidir BM…

BM İngilizcesinin 150 – 200 kadar kalıp cümlesi, deyimi, teknik ifadesi var. Mevzu ne olursa olsun hiç değişmez. Bunun dışına çıktığınızda birbirinizi anlamanız pek mümkün değil. Gerçi çıkmasanız da garantisi yok. Meşhur fıkradır: BM, üye ülkeler delagasyonu arasında, ‘’Lütfen, dünyanın geri kalanındaki gıda kıtlığı sorununa çözüm konusunda şahsi düşüncelerinizi paylaşır mısınız?’’ sorusuyla bir anket yapmış. Hiçbir sonuç alamamışlar, çünkü, Afrika delagasyonu ‘gıda’ ne demek anlamamış, Batı Avrupa delagasyonu ‘kıtlık’ ne demek anlamamış, Çin delegasyonu ‘şahsi düşünce’ ne demek anlamamış,  Ortadoğu delegasyonu ‘çözüm’ ne demek anlamamış, Güney Amerika delegasyonu ‘lütfen’ ne demek anlamamış, Amerika delegasyonu ‘dünyanın geri kalanı’ ne demek anlamamış…

BM kararları, küresel anket

BM Genel Kurulu ve alt birimleri, durmadan konuşmak yetmiyormuş gibi sık sık oylamalara sahne olur. BM’nin aldığı kararların kahir ekseriyeti hiçbir bağlayıcılığı olmayan karar tasarılarıdır. Bu yönüyle bir nevi küresel anket kurumu gibidir…

Birleşmiş Milletler anketleri (kararları) sayesinde üye ülkeler, şu yeryüzünde onların dertlerini de bir dinleyen var hissine kapılırlar. Sonuçta en çok ABD ve bazen de Çin, Rusya, Fransa ve İngiltere’nin hisleri önemlidir. Çünkü BM kararlarnın bağlayıcı olması için Güvenlik Konseyi onayından geçmesi gerek. Ama, diğer garibanlara da biz de kararlara katılıyoruz duygusu verilir. Bu yönüyle bir nevi küresel çarpık demokrasi gibidir BM…

Pozisyonu bir daha izleyelim, oynat Uğurcum!

BM mevcut yapısı ve işleyişiyle, hiçbir soykırım ve katliamı gerçekleşmeden durduramaz. Açlıktan ölümleri, salgın hastalıkları engelleyemez. Ama onlar hakkında aylarca yıllarca tartışabilir. Bu yönüyle de bir nevi pazar gecesi futbol stüdyosu programı gibidir BM… Geri sarar, baştan izler, yine tartışırlar. Geri sarar, baştan izler yine tartışırlar. Geri sarar, baştan izler yine tartışırlar… Geri sarar, başt..!

Zenginimiz bedel öder, askerimiz fakirdendir

BM’nin 1948’den beri bir de barış gücü var.  Günümüzde nerdeyse 100 bin kişiden oluşan bir güç. Küçükken her yere ‘un’ taşıyor sandığımız mavi miğferli askerler. Askerlikte toprakla tabiatla kamufle olabilecek yeşil, haki vs stratejik renklerde miğferler esastır. Ama BM Barış gücü stratejik çatışma birliği olmadığından uzaktan da ‘görünmek’ için mavi miğfer giyer.

Peki bu Barış Gücü’nün askerleri kimlerden oluşur? Kumandan ABD, ya da kurmay heyeti Çin, Fransa, Rusya ya da İngiltere’den mi?’’. Hayır onlar para öder, askerimiz fakirdendir. 2010 senesi itibarı ile BM Barış gücüne en çok asker veren 10 ülke sırasıyla şunlar: Bangladeş, Pakistan, Hindistan, Nijerya, Mısır, Nepal, Ürdün, Gana, Ruanda ve Uruguay.

Yani, eğer BM’de üniforma mecburiyeti olsaydı ABD altın renkli üniforma giyerdi. Çin, Fransa, Rusya ve İngiltere ve belki bir iki ülke daha mavi üniformalı olurdu. Geri kalan ülkeler, makine dairesinde enerji anomalisi oluştuğunda bakması için ya da çay getirmesi için gönderilmeye bir emir uzaklıktaki kırmızı üniformalılar… Rollerinin en parlak olduğu an, ‘’tanımlanamayan bir cisim hızla yaklaşıyor Kaptan!’ tekmili verdikleri andır. Evet doğru bildiniz, BM, bu yönüyle bir nevi Uzay Yolu (Star Trek) gibi…

Barış gücü, barışı ‘tesis’ etme gücü değil, bir ateşkesten sonra oluşan gecici barışı ‘koruma’ işlevi görür. Bu yönüyle de bir nevi, ‘’seçime kadar Hikmet abi formülü’’ gibi…

Kahvehane savaş meydanından iyidir

Her ne kadar BM, yapısı, etkinliği ve kararları ile kimseyi memnun etmese de, varlığının yokluğundan iyi olduğu konusunda bir küresel mutabakat var. Hatta bazı reformlarla bu varlığı bir küresel hükümete dönüştürmek isteyen çevreler de var.

Bana sorarsanız, bence de, küresel hükumet, insanlığın gidişatı açısından kaçınılmaz bir durum. Kaldı ki, insansoyu olarak öylesine hergün katlanarak karmaşıklaşan bir ilişki ağı içindeyiz ki artık, bir virüs salgını, bir doğal afetin etkileri, ekonomik bir darboğaz, yerel bir savaşın sonuçları, kısa sürede kürenin her yerini etkiliyor.

Küresel ısınma, çevre kirliliği, gıda ve su kıtlığı, açlık, eğitimsizlik, sağlık sorunları, nükleer tehdit gibi küresel müdahale, küresel işbirliği gerektiren birçok konu da cabası…

Sonuçta bütün dünyanın, sadece konuşmakla kalmayıp ‘uygulanabilir’ güçte kararlar alacağı bir istişare platformuna olan ihtiyacı hızla artıyor. BM açığı görüyor ve FIFA bu alana yerleşmeden, kendisi doldurmak istiyor.

Küresel milletvekilliği mi?

İşte bu aşamada, Birlemiş Milletler içinde yakın gelecek için konuşulan, planlanan bazı reform planları ile, bir ‘dünya hükümeti’in temelleri mi atılıyor sorusu gündeme geliyor.

Örneğin kararları bağlayıcı bir ‘Uluslarası Adalet Mahkemesi’nin tesisi… Bu yönüyle bir nevi küresel hukuk düzeni gibi olur BM…

Örneğin ‘barışı koruma’nın yanı sıra ‘barışı sağlama’ gücü kurulması. Bu yönüyle bir nevi ‘küresel ordu’ sahibi olur BM…

Örneğin, BM Genel Kurulu delegasyonunun, üye ülkelerin parlamentolarında yapılacak seçimle ya da üye ülkelerde yapılacak halk seçimiyle belirlenmesi… Bu yönüyle bir nevi küresel parlamento’ya dönüşür BM…

Bunlar, gerçekleşmesi halinde ciddi sonuçları olabilecek, küresel politikanın gidişatını sil baştan değiştirebilecek devasa reformlar. Örneğin küresel milletvekilliği, oluştuğunda ‘’küresel başkanlığın’’ konuşulmaması gündeme gelmemesi mümkün olmaz.

Ancak bu reformların kısa sürede gündeme gelmesi mümkün değil. En azından küresel boyutta dev bir kriz yaşanmadan ülkelerin bu yönde adım atmasını beklemek fazla iyimser olur. Nitekim BM’nin kendisinin kurulması için bile, yüz milyonları öldüren dünyayı enkaza çeviren 2 dünya savaşı gerekti.

Gerçi nice düşünülemez olanın yaşanmaya başlandığı bir çağdayız. Yine de herşeye hazırlıklı olmak lazım.

Bugünlerde New York yine, yaşanmaz halde. Dünyanın başkenti bile bu yoğunluğu taşımakta zorlanıyor.

Küresel köyün kahvehanesine akın eden yüzlerce dünya lideri, hadi itiraf edelim Genel Kurul’da kimsenin aslında dinlemediği konuşmalar yapacak. Vaadler verilecek, ikili temaslar yapılacak ve herkes evlerine dağılacak.

Gelecek hafta dünya geçen haftakinden pek de farklı olmayacak. Ama yine de ihtiyacımız var bu kahvehaneye… Ortak kaderimiz…

Atsan atamazsın, tutsan tutamazsın…

cemaltdemir@gmail.com

TWITTER: CemalTdemir

Share

8 Responses to ANALİZ: ”Bir küresel kahvehane olarak Birleşmiş Milletler!”

  1. murat Reply

    September 20, 2011 at 11:35 am

    Cemal Bey

    Her seyi cok guzel dile getirmissiniz.

  2. Saim Kayadibi Reply

    September 21, 2011 at 1:42 am

    Tebrikler Cemal bey hoş bir üslüpla BM’in konumunu ve işlevini dile getirmişsiniz.
    BM’nin Konya’ya taşınması fikrini de oldukça yerinde ve stratejik buluyorum. Zaten Amerikalılar başta olmak üzere dünya milletleri Hz. Mevlana’nın fikirlerinden dolayı bu teklife oldukça sıcak bakacaklardır.
    Ümit ederiz ki Sayın Davutoğlu bu konuya da el atar. Ne de olsa BM’de ciddi anlamda iş yapan tek bürokrat.
    Selamlar

  3. Esin Reply

    September 21, 2011 at 12:45 pm

    Çok güzel bir analiz.. Keyifli de bir yazı. kutlarım.

  4. Turgay Bakici Reply

    December 6, 2011 at 10:53 pm

    BM hakkinda bugune kadar oikudugum en guzel yzi. Kutlarim yazari

  5. Rasim Reply

    December 19, 2011 at 8:05 pm

    Ceviri karmasasina cok guldum:)))

  6. Hatice Reply

    January 30, 2012 at 11:29 am

    Valla helal olsun. Guzel yazi.

  7. Enis Reply

    September 23, 2012 at 3:39 pm

    Çeviri meselesi cok iyiydi , kaleminize saglik harika bir yazı olmus.

  8. Saygin Reply

    December 16, 2012 at 3:47 pm

    Sahane fikra, cok manidar!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>