Skip to content
Menu

Goldman Sachs: Yatırım bankası mı, küresel tefeci mi?

Goldman Sachs’ın CEO’su Lloyd Blankfein’i zor günler bekliyor.

CEMAL TUNÇDEMİR 
 @CemalTdemir
15 Mart 2012

Broad Sokağı’ndaki 85 numaralı gökdelen, New York’un Para Mahallesi’ndeki (financial district) sokakları dolduran, ‘’Wall Street’i de görelim, New York Borsası’nı da görelim’’ turistlerinin bile dikkatini çekmeyen sıradanlıkta bir gökdelen.

Ancak, Manhattan adasının güney ucuna en fazla 100 metre uzaklıktaki bu binanın kapısından içeri, Wall Street koyusu takım elbiseleriyle girip çıkanlar, hiç de sıradan insanlar değil. Siyah limuzinlerden inerek ardı ardına hızla binaya giriyorlar. Görüntülerinden etkileniyorsunuz da, ‘’nedir bu bina, kim bu adamlar, kadınlar?’’ sorusuna en küçük bir cevap yok. Koca gökdelenin giriş kapısının üstünde kocaman bir ‘’85’’ numarası, birkaç Amerikan bayrağı.. O kadar…

Bir tek tabela yok… Hemen ana kapının arkasındaki resepsiyon bölümünde hiçbir isim yazmıyor. Kapı önündeki silahlı korumalara, ‘’nedir bu bina?’’ derseniz, ‘bu kadar merak sağlığa zarar’ bakışından başka cevap alamazsınız.

Bütün bu gizemin bir sebebi var; Bu binada para var. Hem de çok!

The Times gazetesinden John Arlidge’in tabiriyle, bu bina, ‘’küresel kapitalizmin bu güne kadar kurduğu en görkemli para kazanma makinesi’’.

Devletlerden daha güçlü bir politik güç. İçeri girip çıkan bütün bu teşkilatın yöneticileri, birçok ülkeden daha fazla paraya sahipler. Kendilerine ‘’rainmakers’ rainmakers’’ deniyor. Yani para babalarının para babası…

1 trilyon dolar civarında varlığa doğrudan hükmediyor burası. Yıllık karı on milyarlarca doları buluyor ve liberal bir şekilde bu parayı aralarında pay ediyorlar. Bankanın 30 bin finans elemanının ortalama yıllık maaşı 800 bin dolara yakın. İkramiyeler hariç aylık maaşları ortalama 70 bin dolar civarında. Ancak bu ortalama maaş… Üst kademede çalışanlar yılda onlarca milyon dolar para kazanıyor. Daha 40 yaşına gelmeden hepsi dolar milyoneri oluyor. Çoğu işi bırakıyorlar ve ABD’deki kilit politik kurumlara, adaylıklara paraşütle iniş yapıyorlar. İşte deminden beri bahsettiğim rakamları da aşan gücün önemli bir kısmı da bu işleyişten geliyor.

Değerli Amerika Bülteni okuyucuları, Broad Sokağı 85 numaraya hoşgeldiniz! Burası Goldman Sachs’ın sembol binası. Banka küresel merkezini West Street’e taşıyıncaya kadar da uzun yıllar merkezi oldu.

12 yıldır bankada çalışan yönetici Greg Smith, New York Times gazetesinde 14 Mart günü , ‘’Neden Goldman Sachs’ı bırakıyorum’’ başlıklı bir yazı yayınlayıp istifa edince, bir kez daha tüm dikkatleri üzerine çekti dev yatırım bankası.

1869 senesinde Alman kökenli Marcus Goldman tarafından kurulan bu yatırım bankası, Wall Street’in en güçlü en derin enstitüsü konumunda. Dünyanın neresinde olursanız olun, küresel finans ilişkilerinin biraz derinine dalacağınız her yerde Goldman’ın ağlarıyla karşılaşırsınız. New York’ta, Londra’da, Moskova’da, Şanghay’da, Tokyo’da…

‘’Peki Goldman, Marcus Goldman’ın soyadı da Sachs ne iş?’’ diye aklınıza gelebilir. Bir başka Bavyeralı olan Samuel Sachs önce Marcus’un kızını aldı sonra da 1882 senesinde bankasına ortak oldu. Bankanın adı da Goldman Sachs oldu.

Ancak, Amerikan devleti başta olmak üzere uluslararası sistemdeki gücü nedeniyle banka ‘Government Sachs’ lakabıyla anılıyor. Bu lakap Goldman Sachs’ı bir deve dönüştüren Sidney Weinberg sayesinde yerleşti dillere. 20’nci yüzyılın başında bankaya temizlik işçisi olarak giren Sidney Weinberg, 15 yıl içinde bu finans devinin ortağı olacak kadar yükseldi. 1929 buhranından sonra bankanın zor günlerinde üstlendiği patronluğu ise, 23 Temmuz 1969 günü ölünceye kadar tam 39 yıl boyunca sürdürdü.

Brooklynli ultra ortodoks bir ailenin çocuğu olan Sidney Weinberg, finans dünyasında ‘’Mr. Wall Street’’ olarak anılan kişinin ta kendisi. İkinci Dünya Savaşının sürdüğü 1940’lı yıllarda kurulan Savaş Üretim Kurulunun başkanlığını da üstlendi. Bu dönem, Goldman Sachs çalışanlarının parayı şirkette kazanıp sonra da bu parayla politikada yükselme geleneklerini başlattıkları dönem aynı zamanda.

Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Örneğin, Bill Clinton’un ABD Hazine Bakanlığını emanet ettiği Robert Rubin, uzun yıllar Godlman Sachs’a çalışmış ve 2 yıl da patronluğunu yapmıştı. Sonrasında 8 yıl ABD Hazinesini yönetti. Cumhuriyetçi Partili Bush seçimi kazanıp ABD başkanı olduğunda hazineyi bir başka Goldman Sachs CEO’suna Henry Paulson’a emanet etti. Bugünkü Hazine Bakanı Timothy Geithner’in de bankaya çok yakın olduğu biliniyor.

Dünya Bankası başkanı Almanyalı Robert Zoellick de Goldman Sachs yöneticisiydi, New Jersey eski Valisi Jon Corzine da… Dünyanın her yerinde finansçıların ekonomistlerin kaçırmadan seyrettiği CNBC yapımı Mad Money programının ‘mad’ sunucusu Jim Cramer da Goldman Sachs insanı, Avrupa Komisyonu eski başkanı ve iki dönem İtalya başbakanı Romano Prodi de… Obama’nın ABD Başkanlığı Dış İstihbarat Danışma Kurulu başkanı Stephen Friedman da… Clintonların çiçeği burnunda damatları Marc Mezvinsky de… 2001 – 2004 yılları arasında BBC’nin patronluğunu yapan ve aynı zamanda Blair hükümetinin ekonomi danışmanı Gavyn Davies de Goldman Sachs bankeriydi. Blair’in halefi İngiliz Başbakanı Brown’ın özel danışmanı ve en yakın çalışma yardımcısı Sue Nye de, Davies’in eşi.

Amerikan Merkez Bankasının (FED) ana ayağı New York Merkez Bankasıdır. Ve New York Merkez Bankası ile Goldman Sachs’ın tarihçelerine bakanlar çok şaşırır. Nerdeyse ortak tarih gibidir. Aynı isimler gidip gelmiş. Oysa ki ‘’yasalar gereği’’ New York Merkez bankası, Goldman Sachs üzerinde murakıp ve denetleyici konumunda…

Goldman Sachs, perde gerisinde olmayı seviyor. Son birkaç yıla kadar da bunda başarılı oldu. Misal, Manhattan’daki hangi Trump Tower’ın önünden geçseniz farkedersiniz. Çünkü altın kaplama kocaman bir Trump tabelası mutlaka asılıdır. Ama bu banka, kendi merkezine bile tabelasını asmıyor.

Zenginliğinizi göstermeyin kuralı

Goldman Sachs sisteminin içinde biraz yükselmeye başladığınızda ilk muhatap olduğunu propaganda, ‘’Kamusal alanda gösteriş yapmayın. Zenginliğinizi mümkün olduğu kadar saklayın’’ propagandasıdır. Size de tanıdık gelmiştir bu cümle. Evet, banka soygunu filmlerinde soygundan sonra çete reisi genelde üyelere söyler bunu…

Dünyanın bir numaralı finans merkezi olan Manhattan adasına gelen bütün para dalgalarını toplayıp yeniden küreye yayan en büyük itici güç.

Uzun zaman işlerini gayet iyi götürdüler. Politika da hukuk da pek ‘’rahatsız’’ değildi. Bugünlerde hangi vicdanlı politikacının, hangi gerçek hukukçunun ağzını açsanız, Goldman hakkında hiç de iyi şeyler duymazsınız. Ülkeler batıran, aileler batıran hayatlar batıran bir modern zaman tefecisi rolünde… Yunanistan’ı iflasın eşiğine getiren krizdeki ana aktör olduğu ortaya çıkmıştı. Yıllar boyunca Yunan hükümetlerine gizli kredi vererek ve bu krediyi de kambiyo geliri gibi göstererek, Yunanistan’ın borçlarını gizlemesine yardımcı oldular. Yunanistan halkı bir borç batağında olduğunu öğrendiğinde artık çok geçti.

Tarihinin en güçlü dönemini yaşıyor. Eşyanın tabiatı gereği insan ürünü her organizasyon gibi tarihinin en büyük gücünü yaşadığı dönemde tarihinin en büyük handikaplarıyla da yüzyüze. Bugüne kadar burnundan kıl aldırmayan, yanına yaklaşılamaz  Lloyd Blankfein, birkaç yıldır zaman zaman ofisine gazeteciler kabul edip sorularına cevap verme gereği duyuyor. Biliriz, kudretliler medyaya çok fazla konuşmaya başlamışsa, sallanmaya başladıklarının resmidir.

Bu gazetecilerden biri de işte bu yazının özel kaynağı olan John Arlidge. Goldman Sachs’ın patronu Lloyd Blankfein ile iki yıl önce ofisinde görüşmeyi başarmış ve halen konuşulan bir röportaja imza atmıştı.

Arlidge, yanına girdiğinde kızının doğum günü hediyesi bisiklet desenli bir kravatı olan, elinde kocaman bir kahve fincanıyla güleryüzlü Blankfein ile karşılaştığı anda, ‘’Herkesin nefret ettiği adam için tuhaf bir görüntü’’ duygusuna kapılıyor. Kendi deyişiyle ‘’Wall Street’in Güneş Tanrısı’’ ile 30’ncu kattaki ofisinde koyu bir sohbete başlıyor.

Arlidge, karşısındaki adamın tavırlarından ilk izlenimini yazıyor; ‘’Şüphesiz Wall Street ve firmasının şansı. Bu adam lanet derecede iyi bir pazarlamacı’’.

Blankfein birden ciddileşiyor: ‘’Biz çok önemliyiz. Şirketlerin sermaye artırmasına yardımcı olarak büyümesine yardım ederiz. Şirketler büyüdükçe refah artar. Bu da daha çok insanın iş bulmasına ve müreffeh yaşamasına hizmet eder. Bu meşru bir döngüdür’’.

Şüphesiz bu döngü en iyi şekilde kendileri için çalışıyor. Blankfein sadece 2007 yılında 68 milyon dolar maaş alarak, Wall Street tarihinin en yüksek maaşlı CEO’su olmuştu. Kendisi 500 milyon doları aşkın Goldman Sachs hissesinin sahibi.

Central Park West üzerinde 30 milyon dolarlık apartman dairesi, New York sosyetesinin yazlığı Southampton’da devasa köşkü olan bir maaşlı çalışan.

Tartışmalı uygulamalarıyla dünya ekonomisini çökme noktasına getiren bu bankerler, battığında en yakın pencereye yönelip kendini aşağı atan eski zamanların tefecileri gibi değiller.  Finansal açıdan sallandıklarında soluğu devlet kapılarında aldılar ve kamu hazinesinden açıkça para dilendiler. George Soros bile, ”Wall Street’in kazandığı büyük karlar, devletin gizli hediyesidir’’ diyor.

Hem de ne hediye… Amerikan devletinin 2008 yılında sigorta devi AIG’e yatığı 100 milyar doları aşkın yardımın önemli bir kısmının bile Goldman Sachs’ın kasasına  gittiği çok sonra ortaya çıktı. Bush’un ekonomiyi canlandırma paketinden de Goldman Sachs’a milyarlarca dolar para düştü.

Ama, açıktan halkın parasıyla iş yaptıkları bu dönemde bile meşhur ikramiyelerini kısmadılar. Tabi bu çılgınlık, Wall Street’i savunmayı neredeyse politik olarak imkansız hale getirmekte.

Şimdi çalışanlarına ikramiye dağıtıyorlar dediğim için sempatik gelebilir. Çalışanlar derken, kendilerine ‘banker’ denen ve bankanın finans sistemi içindeki ‘nitelikli’ dişlilerden bahsediyorum. Yoksa banka, her çalışanına her şirketine ikramiye dağıtıyor değil. Bunu en iyi bilecekler de Burger King çalışanları. Evet dünya fast food devi de, 2010 sonunda Brezilyalılar çoğunluk hisselerini alıncaya kadar bir Goldman Sachs ortaklığıydı. Çalışanları ve müşterileri ise Amerikanın en fakirleri arasında olageldi…

Arlidge’e geri döneyim. ‘’Blankfein ile konuşmak damarlarında kan yerine para dolaşan bir adamla konuşmak gibi’’ diyor.  Belki de bankasındaki herkes gibi… Banka on yıllardır halka açılmış durumda. Artık tek bir kişinin malı değil… Ama Banka yönetimi, işe yeni başlayan herkesi, ‘’batarsak beraber batarız’’ aile işi beyin yıkama eğitiminden sıkı şekilde geçiriyor. Bu yüzden de sektöre aşina bazı uzmanlar, Goldman Sachs’ı ‘’zeki eşkiyalar’’ ya da ‘’kurnaz çete’’ olarak tanıtıyor. Bazılarına göre ise bir tarikat Goldman Sachs…

Bir eski Goldman Sachs çalışanı Arlidge’e, bu kültürü, ‘’para takıntılı bir hayat. Her zaman daha fazlası için yer var. Bankadayken, kafasının önüne asılan dünyanın en sulu havucunu yakalayabilmek için deli gibi ilerlemeye çalışan bir eşeğe dönmüştüm. Eğer, daha büyük bir evi, daha büyük bir tekneyi alamıyorsanız bu sistemde sendeliyor düşüyorsunuz. Sürekli daha fazla paraya ulaşmak zorundasınız. Eroin bağımlılığı gibi bir hayat’’ sözleriyle tarif ediyor.

Ama işte her yıl dünyanın en iyi üniversitelerinden birçok yeni aday bu hayata girmek için kıyasıya mücadele veriyor. Goldman Sachs, ‘’en iyiler’’ arasından ‘’en iyileri’’ seçiyor. Artanı Wall Street’in geri kalanına veriyor… Bir aday en az 20 mülakattan geçiyor. Ama iş orada bitmiyor. Goldman da esas şu: ‘’ya yukarı çıkacaksın ya da dışarı.’’ Sen de paranın ışığını görmezlerse, üst katlar yerine kendini Broad Sokağında buluyorsun. Her yıl bankanın finans sisteminin yüzde 3-4’ü (Yaklaşık 1500 kişi) Goldman Sachs’tan yolcu oluyor. Bu acımasız sistem kalan zekileri, mum gibi yapıyor.

Peki kalmayı başaranlar? Bunların sistemde kalma süresi ortalama 8 yıl. Hayatları boyunca yetecek parayı daha 30’lu yaşlarında kazanıyorlar ve sonra Abbas yolcu. Ama bu kez kaldırıma değil… ABD ve dünya politikasında, sivil toplum kuruluşlarında, medyada at koşturmaya başlıyorlar. ‘’Goldman Sachs’ta emeklik yok’’ diyor bir çalışanı. ‘’B.k gibi parayı kazanıp sonra da gitmen gereken yere gidiyorsun’’

Goldman Sachs, son 15 yıldaki bütün ekonomik kriz balonlarında yükseliş yaşadı. Milyonların hayatını karartan ‘’.com balonu’’ da, ‘’emtia balonu’’ da, ‘’konut balonu’’ da Goldman Sachs’a yaradı. Bu balonları şişirilmesinde de rol oynadı, sonra patlamasından da en fazla karı elde eden yine bu banka oldu.

Goldman Sachs, deve kuşu gibi. Finansal sistemin içinde hem ticari yatırımcı hem de finans yatırımcısı hem de danışman olarak yer alıyor. Bu da, piyasaları istediği gibi manipüle etmesine imkan veriyor. Ve bir Allah’ın kulu da çıkıp bu ne biçim iş demiyor.

Arlidge, saatlerce konuştuğu Blankfein hakkında, ‘’Blankfein için sonuçta her şey şu noktaya geliyor; paradan para kazanmanın en kestirme, en iyi ve en güvenli yolunu bulmak. Finans dininin doğmatik bir mümini gibi…’’

Ve soruyor Arlidge: ‘’Bu binanın dışında kaldırımda 99 cent’e sosisli sandviç satanı hiç düşünüyor musun?’’

Blankfein’in cevabı kibirin zirvesi; ‘’Ben sonuçta Tanrının işini yapmaya çalışan bir bankerim. O kadar.’’

New York Times’ta yayınlanan yazısında Greg Smith, ‘’Goldman Sachs’ın kendi yatırımcılarını soyduğunu, toplam kar amacını müşterilerinin çıkarlarının önüne koyduğunu, şirkete hangi yolla olursa olsun en çok para getirenin yükseldiğini ’’ söylüyor. Banka içinde, ‘tribe’ denen mafyavari grup ve çeteler oluştuğu ve bunların zaman zaman birbirleriyle de mücadele ettiği iddia ediliyor.

Halkı, ülkeleri soyduğu gerekçesiyle yıllardır suçlanıyor Goldman Sachs. Hiçbir şey olmadı. Ne halklardan ne ülkelerden ses çıkmadı.

Ancak diğer Wall Street yatırımcılarını soyduğu, kandırdığı suçlaması, ‘içeriden ve ağır bir darbe’. Nitekim hakkındaki iddialara pek aldırmayan Goldman Sachs, Smith’in yazısının yayınlanmasının üzerinden daha birkaç saat geçmeden resmi açıklama yaptı.

Bakalım, Wall Street ‘aileye ihanet’ suçlamalarına sessiz mi kalacak?

Email: [email protected]