Bir zamanlar New York’u yöneten politik mafyayı bir karikatürist nasıl bitirdi

boss-tweed

William ‘Boss’ Tweed

CEMAL TUNÇDEMİR

9 Eylül 2014

Bir zamanlar New York’un diktatörü olan William Tweed, 1823 yılında bir sandalye imalatçısının oğlu olarak doğdu. Çocukluğunda eyerci çırağı olarak çalıştı. Muhasebe eğitimi gördü. 20’li yaşlarının ortasında itfaiyeci oldu. Her biri farklı bir grup veya çeteyle irtibatlı itfaiye şirketlerinin müthiş bir rekabet içinde oldukları günlerdi. Öyle ki bazen yangın yerine gelen iki itfaiye şirketi kavgaya tutuşur, bu sırada yanmaya devam eden bina küle dönerdi. Çetelerin yanı sıra her politik kesimin kendi İtfaiye şirketi vardı. Tweed’in hırs ve yeteneklerinin politikacıların dikkatini çekmesi uzun sürmedi. 1851 yılında daha 27 yaşındayken şehrin belediye meclis üyeliğine seçilmeyi başardı. Politika ve medya tarihinin en efsane yolsuzluk öykülerinden biri böyle başladı.

Tweed, New York’un göç dalgaları ve yeni endüstrilerle ne kadar hızlı değişmeye başladığını çok iyi gördü ve yükselen dalgaya bıraktı sörf tahtasını. 1850’lerin başında, şehir politikasına hükmeden Tammany Hall adlı politik dar daireye üye olmayı başardı. Tammany topluluğu adını efsane Kızılderili reisi ‘Tamanend’ten alıyordu. Grup liderine “sachem (Seyçım okunuyor. Kızılderili dilinde kabile reisi demek)” ve binalarına “wigwam (çadır)” adı veriyorlardı. William Tweed, 1860 yılında New York bölgesi Demokrat Parti başkanı, 1863 yılında da Tammany topluluğunun ‘büyük reisi (Grand Sachem)’ seçildi. Artık şehirdeki en kudretli isimdi.

Altın kaplama sefalet ve Hırsız Baronlar

Kuzey-Güney iç savaşı, Amerikan halkını büyük bir fakirliğe mahkum ederken, savaş sonrası oluşan yeni endüstriler ABD’de yeni bir zengin sınıfı ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Politika ve gazeteleri kullanarak zenginleşen bu dönemin güçlü isimlerine ABD politik literatüründe ‘Robber Barons (Harami Baronlar)’ deniyor. Tabir ilk kez Atlantic dergisinin Ağustos 1870 tarihi sayısında kullanıldı. 1890’lara kadar süren dönemde hızla zenginleşen demiryolu patronu C. Vanderbilt’ten, petrol devi J. D. Rockefeller’a, finansın babası J.P Morgan’dan tütün ağası JB Duke’e, çelik kralı A. Carnegie’den emlak devi Jacob Astor’a 20 kadar işadamı ‘Harami Baronlar’ın önde gelen isimleri arasında yer alıyor. Politikacıların da aynı zamanda şirket sahibi olabildikleri, arazi spekülasyonu, finans manipülasyonları ile bu servet yarışına katıldıkları, gazetelerin ise onlara tetikçilik yaptığı bu yolsuzluk çağına, Mark Twain’in 1873 yılında yayınlanan aynı adlı romanından dolayı bugün ‘Gilded Age (Altın Kaplama Çağ)’ deniyor. Twain, altın kaplamalı görüntünün altındaki büyük sosyal ve ekonomik sefaleti ve çürümüşlüğü satirik bir dille anlatıyor romanında.

Tweed işte bu sosyal yapının en altından en üstüne yükseldiği için iktidarı nasıl avucuna toplayacağını çok iyi biliyordu. Kazandığından destekçilerine de pay vermeyi asla ihmal etmedi. Artık adı ‘Boss Tweed (Patron Tweed)’ olmuştu. Şehirde ‘Boss’ denildiğinde herkes kimin kastedildiğini biliyordu. Bir zamanların yoksul Tweed’i 1870’lere girilirken, ünlü ‘5. Cadde’deki görkemli bir konakta yaşıyordu artık. Politik organizasyonun perde arkasından, bugün ‘Tweed Ring (Tweed çetesi)’ diye anılan organize suç örgütünü yönetiyordu. New York Belediye Başkanı Oakey Hall, şehirdeki tüm ihaleleri yöneten Kamusal Projeler Daire Başkanı Peter Sweeny ve bütün bunları denetlemekle görevli şehir saymanı (comptroller) Richard Connolly yardımcılarıydı. 1869 yılında kendi adamını New York eyalet valisi seçtirdi. Eyalet Kongresindeki Cumhuriyetçi üyelere 600 bin dolar rüşvet vererek, New York şehir anayasını yeniletti ve şehri seçimlere taşıdı. Artık şehrin yeni meclisinin 15 üyesi de Tweed çetesinin adamlarıydı. Eyalet politikasından şehrin belediye politikasına ve New York medyasına kadar herşeyi avucuna aldı.

Luc Sante, ‘Low Life’ adlı kitabında, Tweed tarafından o günlerde ünlü dolandırıcıların nasıl şehrin üst yönetim makamlarına getirildiklerini, sabıkalı hırsızların mahkemelere görevli olarak atandıklarını çarpıcı şekilde anlatıyor. Örneğin düzenbaz Tim Donovan şehrin ticaret kalbi Fulton Market’in yönetici yardımcılığına; komedyen ‘Oofty Goofty’ Phillips Su İdaresi yöneticisi olmuş, haydut Jim ‘Maneater’ Cusick adliye yetkilisi olarak atanmıştı. Mahkemelik olan herkese rüşvetle yardım eden açık bir piyasa da kurulmuştu. Tweed’e bedelini ödeyen suçlu herkes yargıdan yakasını kurtarıyordu. Yargıyı onların üstüne salan da yine Tweed’ti.(Low Life, sayfa 263)

Tweed, bir yandan şehri yönetirken aynı zamanda dönemin en büyük yatırımlarını gerçekleştiren Erie Railroad şirketinin, Brooklyn Bridge şirketinin, Third Avenue Trenyolu şirketinin, Harlem gaz yağı şirketinin de patronu olmuştu. Guardian Savings Bank’ın başkanı, Tenth National Bank’ın sahibiydi. Rüşvetlerden elde ettiği parayı ise büyük ölçüde emlaka yatırıyordu. 1870’lerin başında New York’un en büyük arazi sahibiydi. O günkü yerleşim alanlarının dışında kalmış değersiz arazileri satın alıyor, belediye imkanlarıyla bölgeye yollar inşa ederek arazinin değerini artırıp satıyordu. Ünlü Harlem semti de bu dönemin ürünlerinden.

Göçmenler sayesinde düzenini kurdu

Yeni Dünya’ya Eski Dünya’dan ilk kitlesel göçün başladığı yıllardı. Tweed’in politik görünümlü çete düzeninin en önemli insan kaynağı da bu göçmenlerdi. Özellikle de İrlandalı göçmenler. Kendini ‘gerçek Amerikalılar’ olarak gören Protestan yerliler tarafından sürekli horlanıp dışlanmaları, Katoliklerin, William Tweed’in peşine takılmasında en önemli etken oldu. Onlar sayesinde şehirdeki her seçimi istediği gibi manipüle edebildi. Bugün bile New York polis teşkilatı NYPD ve itfaiye departmanı NYFD’nın çoğunlukla İrlandalı kökenlilerin elinde olmasında Tweed’in etkisi büyük. Kenneth Ackerman, ‘’Boss Tweed: Yolsuz Bir Politikacının Yükseliş ve Düşüşü’’ adlı ünlü biyografisinde şöyle yazıyor:

‘’Tweed, horlanan göçmenleri, ‘seçmen’ olarak görüp saygı gösterdi. Daha önce görülmemiş, belediye ve kamu sosyal yardım programlarıyla bu göçmenlerin saygısını ve sadakatini kazandı. Yardımları farklı şekillerde yapıyordu. Göçmen mahallelerinde okul ve hastane yapılması için eyalet bütçesinden para da sağlıyordu. Noel zamanı, göçmenlerin evlerine kömür de dağıtıyordu. Veya, evlerine ekmek götürebilecekleri, taşeron kamu işleri veriyordu. Tweed, yeni bir kıtaya gelmiş, yeni bir hayat kurmaya çalışan ve üstelik de yerli çoğunluğun baskılarına maruz göçmenlere, kendi gücünden hisse ve aidiyet hissi veriyordu.’’

Seçim günleri Katolik göçmenler sandıklara akın ediyordu. Bazıları 10 kez hatta 20 kez oy kullanıyordu. Mükerrer oy sahtekarlığından utanmıyorlardı. Aksine her yerde anlatıyorlardı. Bu, şehre hükmeden Demokrat Partiye üye olmanın, bazısı için şehir yönetiminde bir iş kapabilmenin, çoğu için eve ekmek götürmenin, tamamı için Amerikan olabilmenin tek yoluydu. Union Square gibi meydanlarda o güne kadar görülmemiş miting kalabalıkları birikiyordu. Çoğu Tweed’i adeta Robin Hood gibi görüyordu. Kenneth Ackerman ise kitabında, Tweed’i ‘’şaşı gözlü Robin Hood’’ olarak nitelendiriyor:

‘’Bu Robin Hood, zenginden çaldığının üçte birini kendisine alıyor. Üçte birini çetenin liderleri ve üyeleri arasında pay ediyor. Yüzde 5’ini, Sherwood Ormanındaki gazetelere veriyor. Bütün bunlardan sonra artanı fakirlere harcıyordu. İşte Tweed böyle bir Robin Hood’tu.’’

Tweed, kamu projelerinden elde ettiği komisyon ve rantın büyüklüğünü gördükçe çok daha büyük kamu projeleri başlattı. Bu yatırımların tamamının kaynağı borçlanmaydı. New York’un borcu sadece 1868–1870 arasında, o günün parasıyla 30 milyon dolardan 100 milyon dolara çıkmıştı. Tweed çetesinin kamudan 2009 değeri ile 8 milyar dolardan fazla çaldığı belirlenecekti. Kenneth Ackerman, ‘tarihin en büyük yerel yönetim yolsuzluğunun kahramanı’ diye nitelendirdiği Tweed’in sisteminin ihalelerde nasıl işlediğini ise şu şekilde anlatıyor:

‘’Eğer şehir yönetimine her hangi bir mal veya hizmet satmak istiyorsanız, faturanızı Şehir Yönetim Kuruluna veriyordunuz. Tweed, bu kuruldaki adamları aracılığıyla kârınızın yüzde 15’ini alıyordu. Ancak zamanla bu oran yüzde 25, 35, 45 ve hatta bir ara yüzde 65’e kadar çıktı’’.

Tweed’in kamusal yatırım yolsuzluklarının en büyüğü ise ironik olarak bir mahkeme binası oldu. 1858 yılında yapımına başlandığında 250 bin dolar inşaat bütçesi öngörülen bina, bittiğinde, toplamda belediye bütçesinden 13 milyon dolar(bugünün parasıyla 178 milyon dolar) çıkmasına neden olmuştu. Tek bir binanın inşaatına ödenen bu para, ABD’nin 1867 yılında, Türkiye’nin iki buçuk katı büyüklükteki Alaska’yı satın almak için Ruslara ödediği paranın iki katından fazlaydı. 19’ncu yüzyılın inşaatı en pahalı binası olarak kayıtlara geçti.

Kendi medyasını kurdu

Tweed, daha şehrin iktidar odağı olmaya başladığı ilk günlerde, gazeteleri, ‘’kontrol altında tutulması gereken öncelikli güç’’ olarak görüyordu. Satın alamadığı her kalem onun için bir tehditti. Rodger Streitmatter, ‘Haber Medyası AmerikanTarihini Nasıl Şekillendirdi’ kitabında o günkü medya manzarasını şu şekilde aktarmakta:

‘’1862 yılında, New York meclisi, her muhabire, ‘şehre hizmetinin’ karşılığı olarak yılda 200 dolar ödemeyi öngören bir tasarıyı kabul etti. Tammany Hall’un ‘cömertliğiyle’ bu miktar birkaç yıl içinde 10 kat arttı. Ancak yönetimin medya üzerindeki etkinliğini asıl tesis eden bu maaştan da çok, şehrin reklam bütçesiydi. Tweed, şehrin en büyük üç gazetesinin, New York World, New York Herald ve New York Post gazetelerinin her birine yıllık 80 bin dolarlık kamu reklamı veriyordu. Tweed’in yolsuzluk imparatorluğu süresince şehir hazinesinden gazetelere, sessizliklerini kazanmak için giden paranın toplamı, o dönemin değeriyle 7 milyon dolardı.’’

Tweed, parasıyla medyaya, medyasıyla da New York’un bütün gündemine hükmediyordu. Bütün bu şaşalı gösteri, düşük tirajlı entelektüel bir gazete ile bir karikatüristin kalemine çarpıncaya kadar…

Karikatürist Thomas Nast

Karikatürist Thomas Nast

Karikatürün gücü

Her şey Tweed’e kızgın iki memurun, bu mahkeme binası inşaatı ve diğer belediye harcamalarındaki yolsuzluğun harcama belgelerini New York Times’a sızdırmasıyla değişti. İlk haber 8 Temmuz 1871 günü yayınlandı. Tweed çetesi önce önemsemedi. Hala konuyu örtbas edebileceklerine inandılar. Ancak bir karikatüristin gücünü hesaplamamışlardı.

Harper’s Weekly karikatüristi Thomas Nast, bugün Amerikan politika tarihi klasikleri arasına girmiş ünlü karikatürlerini çizerek, paranın kimin cebine girdiğini işaret etti. Cin lambadan çıkmıştı.

Thomas Nast, çizgileriyle Amerikan popüler kültürüne derinden iz bırakmış efsane bir çizer. Demokrat Parti’nin sembolünün ‘eşek’ olması da, Cumhuriyetçi Partinin sembolünün ‘fil’ olması da Thomas Nast’ın karikatürlerinin eseridir. Yine bugünkü tombul ve beyaz sakallı Noel Baba imajı da Nast, Noel Baba’yı böyle çizdiği içindir.

Nast’ın karikatüründe alttaki yazıda, ‘’Halkın parasını kim çaldı?’’ sorusu ve ‘’Çalan o’’ cevabı ile bütün parmaklar sonunda Tweed’i gösteriyordu. Bu karikatür Tweed için zor günlerin başladığının işaretiydi.

Amerikan tarihinin en ünlü yolsuz politikacısının öyküsünün aynı zamanda görsel bir hikaye olmasının sebebi de Nast’ın karikatürleridir. NYT yolsuzluk haberlerini yazdıkça, Nast da karikatürleriyle iddiaları görselleştiriyordu. Çete, NYT’ın haberlerinden çok Nast’ın karikatürlerinden rahatsız oluyordu. Tweed, Amerikan medya tarihine geçen ünlü tepkisinde, ‘’Bu gazete (NYT) ne yazıyor umurumda değil. Seçmenlerimin çoğu okumayı bilmiyor. Ancak bu lanet resimleri görüyorlar ve haberdar oluyorlar’’ diyecekti. Tweed, Nast’ı durdurmak için en etkili silahına, paraya başvurdu. Nast’a ciddi miktarda bir para önerdi ve ‘’Avrupa’ya git. Sanat eğitimi al’’ dedi. Nast bu muazzam parayı ve yurtdışına gitmeyi reddetti.

New York Times efsanesini doğuran savaş

1851 yılında kurulan ve şehrin en küçük gazeteleri arasında yer alan New York Times’ın kaderini değiştiren de Tweed’in yolsuzluklarını haberleştirme cesareti oldu. Tweed, gazeteyi doğrudan satın almayı denedi önce. Ancak NYT’ın patronu George Jones, gazetesini satmayı reddetti. Bununla da yetinmeyerek, gazetenin başyazısından, ‘Hiç bir para, New York Times’ın tek bir hissesinin bile Tweed çetesince alınmasına yetmez’ diyerek sert bir karşılık verdi. Ve NYT her gün Tweed hakkında yeni bir araştırmacı gazetecilik haberine yer vermeyi sürdürdü. O haberler, bugün modern araştırmacı gazeteciliğin ilk örnekleri olarak anılıyor. Gazetenin sistemlerini sallamaya başladığını görünce, Tweed’in adamları parayı bir kez daha kullanmayı denediler. Ancak bu kez gazeteyi satın almak yerine doğrudan rüşvet önerdiler. nyt-tweed-

Şehir Saymanı(comptroller) Richard Conolly, NYT’ın patronuna gönderildi. Meyer Berger’in ‘New York Times’ın Tarihi: 1851-1951’ adlı kitabında aktardığına göre Conolly, o görüşmede gazetenin patronuna, ‘’5 milyon dolar, herşeyi yerli yerine koymak için yeterli bir para değil mi, efendim? 5 milyon dolar!’’ diye sorar. ‘’Şeytan bile bana bundan fazlasını öneremez’’ diye karşılık verir NYT’ın patronu Jones.

Conolly bu cevabı, Jones’un para ile ilgilendiğine yorar ve devam eder:

‘’Bir düşünün, bu para ile neler yapılmaz ki… Avrupa’ya gidip bir kral gibi yaşayabilirsiniz…’’.

’Haklısınız’’ der Jones ve ekler: ‘’Ama bir kral gibi yaşarken bile aslında aşağılık bir adam olduğumu bileceğim’’.

”Asıl güç oyları saymaktır” Boss Tweed: ”Oyları ben saydığım sürece ne yapabilirsiniz ki?”

NYT’ın aylar süren ısrarlı yayınları ve Nast’ın karikatürleri sonunda sonuç verdi ve Tweed hakkında soruşturma komitesi kuruldu. Devreye hukuk girdi. Tweed aynı yılın Ekim ayında tutuklandı ama ödediği rüşvetlerle kısa sürede kefaletle serbest bırakıldı. Bu sırada Tammany Hall, Tweed itibarını yeniden kazansın diye onu bir kez daha senatör seçtirdi. Ancak hakkında açılan yeni davalar, gücünün çözülmesine neden oldu. Onu destekleyen ‘Harami Baronlar’ ve Tammany Hall onun güçten düştüğünü anladılar ve desteklerini çekmeye başladılar. Yerine yeni bir büyük reis seçtiler. Çetenin bir çok önde gelen ismi ABD dışına kaçtı. Tweed yeniden hapse girince bir daha asla cezaevinden çıkamayacağını anladı. Kaçmaya karar verdi. 1875 yılında 60 bin dolar rüşvet vererek hapishaneden kaçtı.

Önce Küba’ya oradan da İspanya’ya geçti. Ancak Nast’ın karikatürleri orada da yakasını bırakmadı. İspanya’da, Nast’ın karikatürlerinden kendisini tanıyan birinin ihbarıyla yakalandı ve ABD’ye gönderildi. Hapisteyken, New York eyalet yönetimiyle, serbest bırakılması karşılığında, Tweed çetesinin bütün sırlarını ve bilgilerini paylaşmayı kabul etti. Bu yazıdaki bir çok bilginin kaynağı olan bilgileri yetkililere verdi. Ancak, salıverilmeden 1878 yılında hapishanede zatürreden öldü.

ABD, Tweed’ten önemli dersler çıkardı

Tweed’ten sonra ABD’de politikanın ve özellikle de belediye yönetimlerinin birçok uygulama ve kuralı değişti. Yolsuzluk ve seçim sandığı manipülasyonlarını engelleyecek bir çok mekanizma geliştirildi. Elbette ki yolsuzluk ve seçim hileleri tamamen yok edilemedi ancak Gilded Çağı’ndaki gibi de olmadı bir daha. ABD’de politikacılar ile ilgili ‘denge ve kontrol’ sistemi Tweed’ten sonra büyük ölçüde gelişti. Birbirini denetleyebilecek güçler dengesinin ve kontrol mekanizmalarının yokluğunun sonuçları acı şekilde tecrübe edilmişti zira. Yine Tweed yüzünden bugün bütün şehir ve eyalet meclislerinde, hukuk kurumlarında, karar alıcıların aldıkları kararların sonuçlarından doğrudan fayda görüp görmediklerini denetleyen ‘Etik Komiteleri’ de yer alıyor. Ayrıca kamu görevlilerinin alacakları hediyelere üst limiti geleneği de Tweed tecrübesi sayesinde yerleşti Amerikan politikasına.

Tarihin bir cilvesi olarak, bugünün New York’una Tweed’in adını taşıyarak ulaşabilen tek yapı ‘Tweed Courthouse’ binası. Evet, Tweed’in inşası sırasında büyük çaplı yolsuzluğa imza attığı mahkeme binası. Tweed, yolsuzluklarla inşa ettiği bu mahkeme binasında yargılanacak ve 12 yıl hapis cezasına çarptırılacaktı. Chambers Street’te bulunan bina bugün New York şehrinin okul sisteminin yönetildiği yer.

Tweed dönemi, gücün tekelleşmesinin ve denetim mekanizmalarının yokluğunun nelere yol açabileceğinin göstergesi olmasının yanı sıra, özgür medyanın da böylesi suistimallerin önündeki en önemli engel olduğunu gösteren bir deneyim olarak da anılıyor. Bu nedenle sadece Amerikan politik tarihinin değil evrensel medya tarihinin de en müstesna öykülerinden biridir. Kudretli bir politik yolsuzluk sistemini çökertmeye bir karikatürist ve o günlerde çok düşük tirajlı küçük bir gazetenin cesareti yetmişti.

Tweed, hapis yatarken görüştüğü Brooklyn Eagles gazetesinden William Hudson’a, ‘’Bu gazetecileri de politikacıları satın aldığım kadar kolay satın alabilseydim başıma bunlar gelmezdi. Bunlar (gazeteciler), evlerine götürecek ekmek almaya paraları olmadığı dönemde bile önerdiğim paraları kabul etmediler’’ yakınmasında bulunacaktı.

Tweed haberleriyle, medya tarihine geçen cesur bir gazeteciliğe imza atan New York Times, Tweed’in hapse mahkum edildiğini duyurduğu, ‘Nihayet Adalet’ manşetli 20 Kasım 1873 tarihli sayısının başyazısında şöyle yazacaktı:

‘’Devletin, organize hırsızlıktan başka bir şey olmadığı teorisi, bugün ölmüştür’’.

CEMAL TUNÇDEMİR‘i Twitter’dan takip edebilirsiniz
***

“Yolsuzluklarım, hırsızlık değil” diyen politika ağası

You must be logged in to post a comment Login