Skip to content
Menu

Hindistan’ın bağımsızlığı, Gandhi ve Churchill

Pakistan'ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah ve Mahatma Gandhi
Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah ve Mahatma Gandhi

CEMAL TUNÇDEMİR

15 Ağustos 2014

1900 yılına gelindiğinde Britanya imparatorluğu üzerine güneşin batmadığı bir imparatorluktu. Ve bu imparatorluğun bütün zenginliği, imparatorluk vatandaşlarının ve kolonilerde yaşayanların tüm temel harcamaları üzerinde tekel oluşturulmasına dayanıyordu. En önemli Britanya kolonisi Hindistan’dı. Bu coğrafyada kolonyal bağlardan kurtulmak isteyenlerin en önde gelenlerinden biri de Mohandas Gandhi’ydi. İmparatorluğun ve kolonyalizmin ekonomisinin temel enstrümanının tekeller olduğunu bilen Gandhi hedef olarak, Hindistan tuzu üzerindeki İngiliz tekelini seçmişti. Winston Churchill için bu Gandhi’yi ‘düşman’ ilan etmek için yetti.

Hindistanlıların, yoğun şekilde tükettiği tuzu toplamaları, üretmeleri ve satmaları yasaktı. Tuz üretiminin ve satışının tekeli İngiltere’ye aitti.

Gandhi ve destekçileri, tuz üretme tekelini tanımayan ‘satyagraha’ sivil itaatsizlik eylemini başlattı. Bu çerçevede 12 Mart 1930 günü Sabarmati’den 78 takipçisi ile yaklaşık 600 kilometre sürecek yürüyüş, katılımlarla on binleri buldu. Bu eylemi New York Times şöyle haberleştirmişti:

‘Britanya İmparatorluğu’nun tuz tekeline karşı çıkmaya karar veren Mohandas Gandhi destekçileriyle beraber okyanusa yürüdü. Bu yürüyüşten dolayı o ve 60 bin destekçisi tutuklandı. Hindistan’ın kuzey batısındaki Peşaver’de (Bugün Pakistan içinde-CT), Britanya askerleri tuz eylemcisi Müslümanlara ateş ederek bazılarını öldürdü. Daha sonra uçaklarla yapılan hava saldırısı, Peşaver sahillerini temizledi.’

Gandhi de tutuklananlardan biriydi ama o tutuklandıktan sonra da sivil itaatsizlik bütün Hindistan’da sürdü. Mayıs ayında Dharasana’da 2500 eylemcinin barışçıl gösterisine polis çok sert müdahalede bulundu. Olayın tanığı olan gazeteci Webb Miller’ın haberi bütün dünyada İngiliz politikasına tepki yükselmesine neden oldu.

Associated Press haber ajansının 17 Ağustos 1930 günü Peşaver’den geçtiği haberde de, ‘İngiliz uçaklarının günlerce süren hava bombardımanına daha fazla dayanamayan Müslüman Gandhicilerin dağlara doğru gerçi çekilmek zorunda kaldıkları’ belirtiliyordu. İngiliz The Times gazetesi de başyazısında bütün ölümlerden ‘’Gandhi’nin propagandistlerini’’ sorumlu tuttu.

Bu olaylar sonrasında Winston Churchill için ‘baş düşman’, artık Vladimir Lenin değil Gandhi’ydi.

Churchill şöyle yazacaktı 11 Aralık 1930 günü:

‘’Gandhi-izm ve bütün taleplerinin, er ya da geç, başı ezilmeli. Aç kaplanın önüne kedi eti konularak sakinleştirilip tatmin edileceğini sanmak hata olur.’’

Gandhi bir ay sonra hapisten serbest bırakıldı. Hindistan’ı yöneten İngiltere genel valisi Lord Irwin’e bir mektup yazdı. ‘’Değerli dostum’’ dedi mektubunda Gandhi ve ekledi: ‘’Görüşlerine değer verdiğim dostlarım sizinle konuşmamı tavsiye ettiler’’.

Irwin, Gandhi’yi sarayına davet etti. Orada buluşup konuştular. Sonrasında bir kez daha görüştüler. Churchill, Hindistan’daki İngiliz koloni valisinin bu yaklaşımına 13 Şubat 1931 günü çok sert tepki gösterdi:

’Britanya hükümeti bu yumuşak başlı, yanlış yaklaşımı terketmeli. Şimdilerde Doğulu ‘fakir’ pozunda olan baştan çıkarıcı bir Middle Temple avukatının, İmparator Kralımızın temsilcisiyle eşitlik sağlamak için bir yandan sivil itaatsizlik eylemlerini organize edip yürütürken, bir yandan da Valilik sarayının merdivenlerinde yarı-çıplak halde boy gösterdiğini görmek mide bulandırıcıdır, gözlerimizi açmalıdır. Böyle bir şov, Hindistan’daki huzursuzluğu artırmaktan başka birşeye yardım etmez.’’

Mohandas Gandhi, aynı yıl İngiltere seyahatine çıktı. 12 Eylül 1931’de geldiği Londra’da fakirler için yapılmış Kingsley House’da kaldı. Burada canlı radyo yayını konuğu olduğu Amerikan CBS radyosuna şu açıklamayı yaptı: ‘’Şahsen, ülkemin özgürlüğü için kanlı yöntemelere başvurmaktansa, asırlarca sürecek olsa da beklemeyi tercih ederim.’’

Gandhi, bu ziyaretinde, İngiltere Kral ve Kraliçesinin yanı sıra, Anglikan Kilisesinin ruhani lideri Canterbury Başpiskoposu, Quaker’ların liderleri, George Bernard Shaw, Lord Lothian ve Lancashire tekstil işçileriyle de bir araya geldi. Winston Churchill ile de buluşmayı çok istiyordu. Ama Churchill, Gandhi’nin bütün görüşme taleplerini reddetti.

Gandhi, 30 Ocak 1948 günü saat 17:17’de, kendisini, Müslümanlara sempati ile baktığı ve şiddet karşıtı olduğu için hain ilan eden Hindu milliyetçisi Hindu Mahasabha örgütünün militanı Nathuram Godse’nin yakın mesafeden kalbine sıktığı 3 kurşunla hayatını kaybetti.

İngiltere 2. Dünya Savaşından sonra koloni yükünü azaltma yoluna giderken Hindistan’ın bağımsızlığını da tanımaya karar vermişti. Ancak Müslüman ve Hindular arasındaki güvensizlik, yeni oluşacak devletin gücünü paylaşma yöntemlerinde anlaşmazlığa neden oldu. 14-15 Ağustos 1947’de İngiliz Parlamentosu, Hindistan ve Pakistan’ın iki ayrı devlet olarak özgürlüğünü tanıyan yasayı kabul etti. Sınır bölgelerinde yaşayan Hindu ve Müslüman, 10 milyondan fazla kişi karşılıklı olarak yer değiştirdi. Bu insanlık tarihinin o güne kadar ki en kitlesel göçüydü. Göç katarlarına Hindu ve Müslüman çeteler saldırdı. Kadınlar tecavüzlere uğradı. Bu kanlı göç sırasında Hindu, Müslüman ve Sih en az yarım milyon insan öldürüldü. Pakistan’a 7 milyon, Hindistan’a yaklaşık 4 milyon yeni göçmen ulaştı ama çoğu göçün travmasını bir daha atlatamadı. Bu travma iki ülke arasında bugün de devam eden büyük düşmanlığın en büyük motivasyon kaynağı. Bazı tarihçilere göre ise eğer Gandhi’nin varlığı, öğretileri ve etkisi olmasaydı bölünme bundan çok daha kanlı olabilirdi.

Pakistan bağımsızlığını kazandığında, coğrafi olarak birbirinden kopuk iki bölgeden oluşuyordu. Biri, Hindistan’ın batısında Indus Nehri civarındaki Batı Pakistan ve Hindistan’ın doğusunda Bengal Körfezinden Ganj Nehri deltasında kurulan Doğu Pakistan.

Pakistan’da hakim güç olan Batı Pakistan’ın yıllar süren aşağılama ve ayrımcılıkları 1971 yılı ilkbaharında Doğu Pakistan’da isyana neden oldu. Pakistan ordusunun isyana müdahalesi çok kanlı oldu. Doğu ve Batı Pakistan arasında çok kanlı bir iç savaş başladı. Milyonlarca Bengalli Müslüman Pakistan ordusundan kaçmak için Hindistan’a sığındı. Hindistan’ın da desteği ile Pakistan ordusu ağır bir yenilgi yaşadı. 1971 yılının Aralık ayında Dakka’da düzenlenen bir törenle teslimiyeti kabul etti. Ve Doğu Pakistan, ‘Bangladeş’ adıyla yeni bir ülke olarak doğdu.

Gandhi’nin Hindistan’ının yerinde bugün toplam nüfusları 1,5 milyar civarında olan üç ülke var. Hindistan yaklaşık 1,1 milyarlık nüfusu ile dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi. Hindistan’da yaklaşık 150 milyon Müslüman yaşıyor. Pakistan ise yaklaşık 170 milyon nüfusa sahip. Ülkenin yüzde 98’i Müslümanlardan oluşuyor. Yaklaşık 150 milyon nüfuslu Bangladeş’in ise yüzde 86’sı Müslüman ve yüzde 15’i Hindulardan oluşuyor.

İkisi de artık nükleer güç olan Pakistan 14 Ağustos’u ve Hindistan ise 15 Ağustos’u bağımsızlık günü olarak kutluyor. Bölge, gelecekte bir nükleer silahın patlama ihtimali en yüksek bölge olarak kalmaya devam ediyor.

Gandhi’nin doğum günü olan 2 Ekim ise 2007 yılından beri BM tarafından Dünya Sivil İtaatsizlik Günü olarak kutlanıyor. Acı bir ironi olarak, ne Hindistan ne Pakistan ne de Bangladeş rejimleri Gandhi-izm’e çok da sempati duymuyor.

CEMAL TUNÇDEMİR‘i Twitter’dan takip edebilirsiniz