
CEMAL TUNÇDEMİR
3 Kasım 2026
Amerikan devleti, 21’inci yüzyılda bir başkanın etrafında dönen bir sistem gibi görünüm kazansa da aslında bir kongre devleti. Amerika Birleşik Devletleri, 4 Mart 1789 günü öğlen saat tam 12’de Birinci Kongre’nin toplantısının açılışıyla varlık kazanmış bir devlet.
Neden?
240 yıl önce, Kongre’yi tasarlayan kurucu heyetin zihnine baktığımızda demokrasinin o gizemli dilemmasını iliklerine kadar yaşadıklarını görüyoruz:
İnsanlara yöneticiyi seçme gücünü, bir kişiye veya zümreye başka herkesi yönetecek gücü vermeden nasıl verebiliriz?
ABD Anayasasını yapan ve hepsi birbirinden farklı çıkarları eğilimleri temsil eden 55 adamın en ortak kaygısı buydu. Bir krala isyan ederek kurtuldular, hiçbir kimsenin, hiçbir kurumun, hiçbir siyasi veya sosyal sınıfın, hiçbir erkin tek başına kral gücüne ulaşmayacağından emin olmak istiyorlardı.
ABD Anayasasının birinci maddesi bu nedenle, başkanlığı değil, Kongre’yi düzenledi. Kurucular ABD Kongresini ‘first branch’ yani, devletin kuvveti evveli diye adlandırdılar. Kongre bu yüzden hantal, tartışmacı, iddialı, kendi yetkileri konusunda, yargı ve yürütme erklerine karşı olağanüstü kıskanç tasarlandı.
Yeni bir başkent inşa etmek istediklerinde tasarıma Kongre Binası ile başladılar. Sonradan District of Columbia (DC) adı verilecek federal araziye kurulacak müstakbel başkentin merkezine Kongre binasını kondurdular. Kongre binası için, en yüksek yer olan Jenkin Tepesi seçilmişti, ki 20’nci yüzyıl ortasına kadar başkentte Kongre binasının kubbesinden daha yüksek bina inşa etmek yasaktı. Amerikan Kurucu Babaları, en yüksek tepeye inşa edilecek binaya ‘Kongre Binası’ adını bile yetersiz gördüler. Thomas Jefferson’un önerisiyle bu binaya Latince ‘baş’, ‘kaynak’, anlamlarına gelen ‘Capitol’ adı verilmesi benimsendi.
Ancak bütün bu merkezi konumuna rağmen, kurucu babaların güç temerküzüne karşı hassasiyetlerinden Kongre de nasibini aldı. Anayasayı yaparken Kongrenin gücü çok fazla, suistimal edilebilir korkusuyla iki önlem aldılar.
Evvela, başkana yasayı veto yetkisi, Yüksek Mahkemeye de yasaların anayasaya uygunluk denetimi yetkisi verdiler.
Sonra, Kongre gücü, halkı kandıracak popülist tek bir grubun eline düşebilir korkusuyla Kongre’yi de iki heyete böldüler.
Birinci heyet Temsilciler Meclisi. 1929’da üst limit getiren yasadan beri Temsilciler Meclisi 435 milletvekilinden oluşuyor. Bu 435 milletvekilliğinin eyaletlere dağılımı, sonu 0’la biten yıllarda yapılan nüfus sayımına göre yapılıyor. Mevcut Amerikan nüfusunda 770 bin kişiye bir milletvekili düşüyor. Bu yüzden örneğin Alaska’nın 1, California’nın 52 milletvekili var.
Ama milletvekili seçimi eyalet çapında yapılmıyor. 1967 yılında çıkarılan yasadan beri her eyalet, kendisine düşen milletvekili sayısına göre bu ‘770 bin kişiye bir milletvekili’ ortalamasını yakalayacak şekilde kongre seçim bölgeleri oluşturuyor. Her seçim bölgesi sadece bir milletvekili ile temsil ediliyor. Yani California’da 52 ayrı kongre seçim bölgesi var.
İkinci heyet ise 100 sandalyeli Senato. 50 eyaletin her biri Senato’da iki sandalyeye sahip. Senatörler eyalet çapında oylama ile seçiliyor.
Sistemin kurucuları Kongre’yi iki heyete böldükten sonra, Kongre gücünün suistimaline karşı bir bariyer daha koydular. Milletvekili seçimlerinin her iki yılda bir Senatör seçimlerinin ise her 6 yılda bir olmasına karar verdiler.
İki yıl içinde sandığa gidecekseniz, acele edersiniz değil mi? Bir an önce bazı yasaların geçirilmesinde rol oynamak istersiniz. Yani milletvekillerini sürekli bir seçim kampanyası motivasyonda tutacak kadar kısa bir süreleri var. 2 yıl sonra yeniden seçilebilmek için ivedi olarak bir şeyler yapması lazım.
Bu ivedilik hissi, seçim bölgesindeki seçmenlerinin etkilendiği sorunlara hızlı ve somut çözüm üretmenin yanı sıra, mevzuatta toplumsal, teknolojik ve ekonomik değişimlere uyumlu olacak güncellemeler yapma duygusunu da ayakta tutar.
Ama kurucu babalar, hızlı çözüm üretme isteğinin toplumdaki anlık tepkilerin gazına gelerek alel acele özensiz kanunların da çıkmasına neden olabileceğini ve bunun da çözümden çok yeni ve daha büyük sorunlar yaratabileceğinin farkındaydılar.
Kaldı ki ‘çok hızlı karar süreci’ onlara, başka bir şeyi daha, krallığı da hatırlatıyordu. Krallıklarda şahlıklarda sultanlıklarda gece ferman çıkar ve karar sabah yürürlüğe girer.
İşte Temsilciler Meclisi kanadının yasamaya kazandıracağı ivediliğin aşırıya kaçmasına karşı Senato, Kongrenin ‘teenni’ kanadı olacaktı. Yeniden seçime gitme süreleri 6 yıl olduğu için aceleleri yok. Temsilciler Meclisinin aksine her senatörün söz hakkı var ve konuşmasının süre sınırı yok. Biran önce yasayı çıkaralım hararetinin kötü bir yasa çıkarmasına karşı ‘soğutma’ görevi olacaktı Senato’nun.
Senato’nun soğutma faaliyetinin tek hedefi Meclis de değil. Yürütme erki, yani siyasi iktidar, yani Başkan da bundan nasibini alıyor.
Seçimleri her iki yılda bir topluca yapılan Temsilciler Meclisinden farklı olarak Senatörlerin seçiminin 6 yılda bir topluca yapılmamasının temel nedeni bu.
Her iki yılda bir Senato’nun sadece üçte birinin koltuğu için seçim yapılıyor.
Şimdi bir hesap yapalım. Başkan 4 yıl için seçiliyor. Yani bir başkan göreve geldiğinde bütün Temsilciler Meclisi değişmiş olsa bile bir önceki Senato’nun üçte ikisi hala görevde olmuş oluyor. Yani başkan çok yüksek bir oyla gelse bile eski Kongre’den geriye kalan önemli bir parçayla çalışmaya devam etmek zorunda.
Yani Senato mütemadi bir organ olarak, yeni başkanın keskin değişimlerine ve macera arayışlarının aşırıya kaçtığında bir fren mekanizması olarak devreye girip demokrasiyi şarampole yuvarlanmaktan korur.
En azından teoride böyle…
Kanadalı diplomat Stéphane Dion bir defasında Kanada pratikte teoriden olduğundan daha başarılı bir ülke demişti. ABD ise teorideki başarısını pratiğe dökmekte oldukça zorlanan bir ülke.
Meclis seçimini iki yılda bir yapan tek ülke
Bugünkü seçimi Türkçe’ye Ara Seçim diye çevirenler de oluyor ama bizim literatürümüzde ‘ara seçim’ dendiğinde kastedilen farklı bir şey olduğu için bu çeviri yanlış bir algıya neden oluyor.
Bu tam bir Kongre seçimi. ABD, Mikronezya’yı saymazsak, dünyada milletvekili seçimlerini iki yılda bir yapan tek gelişmiş ülke. Başkanlık seçimi ise dört yılda bir. İşte Başkanın görev süresinin ortasına denk gelen Kongre seçimine ‘midterm (dönem ortası)’ seçimi deniyor.
ABD’de Ara Dönem Kongre Seçimi normal zamanlarda, Daily Show’un esprisini ödünç alacak olursam, Amerikalıların yaşadıkları seçim bölgesinin milletvekilinin iki yıldır kim olduğunu öğrendiği seçimdi.
Normal zamanda yaşamıyoruz, dolayısıyla normal bir seçimle karşı karşıya değiliz.
Politikacılar aday oldukları her seçimi abartmaya pek meyillidir. Son yılların en önemli seçimi, yüzyılın seçimi hatta son bin yılın en önemli seçimi diyeni bile hatırlıyorum. Siyasi tarih öğrencilerine bıktırıcı gelecek bir iddia bu. Ne var ki, bugün oy verme işleminin sona ereceği 2026 Kongre seçiminin tarihi önemini vurgulayanlara tahammül eşiğim oldukça yüksek.
2026 Ara Dönem Kongre seçimi, sonuç ne olursa olsun, daha şimdiden oluşturduğu zemin hareketleriyle, ABD tarihinin tektonik harekete sahne olan kritik dönemeçlerinden biri olmaya aday. Bugüne kadar şahsen takip ettiğim bir düzineden fazla ara dönem kongre seçimi içinde ABD iç politikasında siyasi safları, dengeleri, sonraki başkanlık yarışını bu derece şekillendirme potansiyeli yüksek bir seçim hatırlamıyorum. Takip ettiklerim içinde buna en yakın seçim 2006 Ara Dönem Kongre seçimiydi. Bush çağının sonunun, Obama çağının şafağının habercisiydi. Bugün oy verme işlemi tamamlanacak seçimin ise bundan daha büyük değişimlerin başlangıcı olma potansiyeli çok yüksek.
İki başkanlık seçiminin tam ortasına Kongre seçimi koyarak, Amerikan sistemi üç mesaj veriyor.
Birinci mesaj Kongre’ye
Başkanlık seçiminin dört yılda bir olmasına rağmen Kongre seçiminin her iki yılda bir yapılmasının nedeni, Kongre’ye, Başkan’dan ayrı bir erk olduğunu ve demokrasinin merkezi olduğunu yeniden hatırlatmak. Dönem Arası Kongre Seçimi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin güçlü bir hatırlatıcısı bu anlamda.
İkinci mesaj başkana
ABD ara dönem Kongre seçimi siyasi iktidarı değiştirmiyor ama doğasını derinden değiştirebiliyor. ABD’de parlamenter düzenlerdeki gibi siyasi iktidarın ömrünü sona erdiren erken seçim yok. Ama bir başkan çok çok kötüyse, ülkeyi dört yıl onun keyfine de bırakmıyor sistem. Amerikan halkına, iki yıl sonra başkanı uzlaşmaya zorlama, uzlaşmaya çok yanaşmazsa durdurma ve topal ördeğe dönüştürme hakkı vermiş. Yani dönem arası Kongre seçimi, vatandaşa yürütme erkine demokratik müdahale yetkisi veriyor. Meclis’in el değiştirmesine ‘House cleaning’ denmesinin nedeni de bu. Demokrasinin ev temizliği…
ABD’nin kurucularının öngörmediği şey ise kısa sürede siyasi partilerin oluşacağıydı.
Son yüzyılda Kongre ara dönem seçiminde başkanın partisinin kötü sonuç alması neredeyse bir norm, aksi istisna haline geldi.
Hatta bu yüzden bazı siyaset bilimciler, ABD’nin fiilen iki yıllık başkanlık sistemine dönüştüğü tespiti yapıyor. Başkanların çoğu ikinci yılında Kongre’yi, iki kanadını olmasa bile tek kanadını kaybediyor. Bu durum da bir başkana istediği yasal reformları geçirmesi düzenlemeleri yapabilmesi için sadece iki yıllık bir süre bırakıyor. Kutuplaşmanın ve partizanlığın keskinleştiği son 50 yılda ise son iki yıl genellikle başkanın veto yetkisine takılacağı için yasama faaliyeti açısından güdük bir kongre, kongrenin engellerine takılacağı için âtıl bir başkanla geçiyor.
İşte bu yüzden, Dönem Arası Kongre Seçimine modern zamanda kazandığı bu fonksiyondan dolayı ‘Amerikan usulü erken seçim’ demekten kendimi alamıyorum.
Sistemin üçüncü mesajı ise topluma
Ara seçim sadece hangi partinin kazandığını göstermez. Amerikan halkının güç, kültür, ekonomi, dünya, yarınlar hakkında ne düşündüğünü de ifşa eder. Korkularıyla yüzleştirir.
Bu yüzden ara dönem Kongre seçimine kitlesel psikoloji testi diyenler de var. Kongre seçimi, Amerikalıların aynaya bakma zamanı. Aynanın şakaya gelmez tarafı ise bakana hoş görünme gibi bir zorunluluğunun olmaması.
İşte Amerikan halkı bugün bu aynada kendi gerçeğiyle bir daha yüzleşecek. O gerçek hala, ‘ayna ayna söyle bana’ diye mırıldanan Trump mı yoksa kırk yılda bir teoriden pratiğe geçen kurucu felsefe mi öğrenmemize artık saatler kaldı.