New York Times’ın Vietnam Savaşını ve Nixon’un kariyerini değiştiren manşeti

CEMAL TUNÇDEMİR
13 Haziran 2018

ABD Başkanı Richard Nixon, 47 yıl önce bu sabah gazeteleri her zamankinden daha heyecanlı bir şekilde eline aldı. Çünkü büyük kızı Tricia’nın bir gün önce gerçekleşen düğününün politik yaşamının en büyük PR çalışmalarından biri olacağını düşünüyordu. 1960 başkanlık seçiminde kendisine yenildiğinden beri bir Kennedy takıntısı vardı. JFK’nin kamuoyunda sıcak kanlı bir baba algısına sahip olması Nixon’a hep derin bir haset yaşatmıştı. Kızı Tricia’nın düğünü ile ilk kez iyi bir aile babası olduğu imajını Amerika’ya gösterme fırsatı bulmuştu. Belki de bu yüzden, Beyaz Saray’ın ünlü bahçesi Rose Garden’daki düğün sırasında genel sekreteri Bob Halderman’a, ‘’yarın bütün ülke bunu konuşacak’’ diye hevesli bir heyecanla fısıldayacaktı.

İşte bu beklentiyle 13 Haziran 1971 sabahı önündeki gazete kümesinin en üstündeki New York Times’ı eline aldığında kızının düğünü yerine, ‘’Vietnam Arşivi: Pentagon’un çalışması, ABD’nin 30 yılda büyüyen müdahalesinin izlerini gözle önüne seriyor’’ manşetini gördüğünde büyük bir şaşkınlık yaşayacaktı. Bir dosya haberin ilk bölümü olduğu belirtilen manşette, 1964 yılında Tonkin Körfezinde ABD donanmasına saldırı olduğu iddiasıyla ABD kamuoyunu ayağa kaldıran ve ABD’nin Vietnam’da kara savaşına girmesine neden olan resmi açıklamanın yalan olduğu belgeleniyordu. Arkası da gelecekti.

Vietnam Savaşı sırasında ABD Yönetiminin halktan gizlediği bütün gerçekleri içeren ve tarihe ‘Pentagon Belgeleri’ olarak geçecek gizli devlet raporu deşifre olmuştu. Medya-devlet ilişkilerinde, resmi açıklamalara kamuoyunun güveninde, Vietnam Savaşının gidişatında ve Nixon’un politik kariyerindeki fay hatlarında tarihi bir kırılma yaşanıyordu. Sarsıntı büyüktü.

Oval Ofis’teki o günkü sarsıntının büyüklüğünü Amerikan kamuoyu yaklaşık 20 yıl sonra öğrenecekti. Nixon, Oval Ofis’teki her konuşmasını, her görüşmesini, her özel sohbetini gizlice kaydettiriyordu. 1974 yılına ait kayıtlar, Watergate skandalı sürecinde yargının talimatı ile kamuoyuna yansımıştı. Ama 1971 yazında Oval Ofis’teki konuşmaları içeriği, o döneme ilişkin kasetlerin deşifresi 1993 yılında Ulusal Arşiv tarafından yayınlanıncaya kadar bilinmiyordu.

Bu tapelerden öğrendiğimize göre Nixon’un 13 Haziran tarihli manşete ilk refleksi doğrudan NY Times’ı cezalandırmak oldu. Gazetenin Beyaz Saray’a bütün akreditasyonu iptal edildi. Halderman’ın 15 Haziran günkü günlüğünden anlaşıldığına göre Nixon’dan bizzat izin olmadıkça hiçbir devlet yetkilisi NY Times’a hiçbir açıklama yapamayacaktı.

Üç hafta sonra 5 Temmuz günü hala NY Times’a öfkesi dinmemişti: ‘’Bu yaptıkları için ağır bir bedel ödeyeceklerini er veya geç görecekler’’.

İkinci büyük hedefi ise Pentagon Belgeleri’ni medyaya sızdıran askeri analist Daniel Elsberg’ti. Onun ‘mahvedilmesini’ istiyordu. 1 Temmuz günü Halderman ve Kissinger’a, ‘’Her türlü aracı kullanarak bize komplo kuran bir düşmanla karşı karşıyayız’’ diye konuşacak ve her kelimesinde elini masaya vurarak ekleyecekti, ‘’Biz de onlara karşı her türlü aracı kullanacağız. Anlaşıldı mı!’’.

Nixon, ‘Elsberg komplosu‘nun, solculara yakın düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsünde organize edildiğine inanıyordu. 30 Haziran günkü ses kaydı, Halderman’a, ‘’Bu kuruluşa gizlice girilip delil bulunmasını istiyorum, bu işi halledin’’ dediğini kaydediyor. FBI’ın Elsberg ile ilgili soruşturmasını bekleyemezdi. 2 Temmuz kasedinde FBI direktörü Edgar Hoover ile konuştuğunu ama onu da ‘osuruktan bir havada’ gördüğünü belirtiyor. Elsberg’in yargılanmasını beklemenin bir mantığı yoktu. Dolayısıyla Beyaz Saray bizzat konu ile ilgilenecekti. Yardımcısı John Ehrlichman’a ‘’Elsberg ile ilgili her şeyi bulun ve bulduğunuz her şeyi medyaya sızdırın. Onu bitirin, anlaşıldı mı?’’ talimatı veriyordu.

Bir yandan da ‘Pentagon Belgeleri’nin sızmasını kendisine bir politik avantaja çevirip çeviremeyeceğinin yollarına da bakıyordu. Çünkü Pentagon Belgelerinde ifşa edilen sırlar daha çok Demokrat başkanlar J.F. Kennedy ve Lyndon Johnson dönemini içeriyordu. Bunun da herşeyi Demokratlara yıkma fırsatı olabileceğini düşünüyordu. Devletin bütün arşivlerinin taranarak, Demokratları karalamaya yönelik her şeyin sızdırılmasını istedi. ‘’Pearl Harbor’u bile ifşa edelim’’ diye konuşacaktı. Japonların 7 Aralık 1941’de Pearl Harbor’a saldırabilmesinde dönemin Demokrat başkanı F.D. Roosevelt’in de ağır sorumluluğu olduğuna inanıyordu. ‘’Bu konuda bulduğunuz her şeyi Trib’e verin’’ talimatı verecekti. Roosevelt ile uzun süre kavga etmiş muhafazakar Chicago Tribune gazetesini kast ediyordu.

Fakat asıl takıntısı Kennedy’di. JFK’in Domuzlar Körfezi fiyaskosu, Küba Füze Krizi ve Berlin’in bölünmesi ile ilgili kamuoyuna yansımamış günahları olduğuna emindi. Bu belgelerin çoğu ‘çok gizli’ mührüyle Ulusal Arşiv’de tutuluyordu. Danışmanı Ehrlichman bir öneri getirdi; ‘’Ulusal Arşiv yetkililerini tatile gönderelim. Bu sırada belgelerin fotoğraflarını çekip yeniden mühürleyelim’’.

‘’Bunu yapabilir miyiz?’’ diye sordu Nixon.

‘’Evet’’ dedi danışmanı, ‘’Hem kimse bizim Ulusal Arşiv’de olduğumuzu iddia da edemeyecek’’.

Nixon çok kurnaz planlar kuruyordu ama sonuçta bu planları uygulayacak gizli bir operasyon gücüne ihtiyacı vardı. Aradığı kişiyi, 24 Haziran 1971 günü, ‘’İhtiyacımız olan kişi Elsberg gibi biri, bizim safımızda bir Elsberg’’ şeklinde tanımlayacaktı. 1 Temmuz günü gündeminde yine aynı ihtiyaç vardı; ‘’Brookings’e kim girecek’’ diye konuşacak ve bütün gizli oyun planlarını icra edecek bir sorumlu kişi istediğini belirtecekti. Verdiği bütün yasadışı talimatları hemen yerine getirecek birini… Bu kişi sadece gözü kara olmamalı, girdiği yerlerde ne aradığını bilecek kadar da entelektüel, tarih ve politika bilgisine de sahip olmalıydı; ‘’Etik standartları olan bir avukat istemiyorum, bir orospu çocuğu istiyorum’’.

Hukuk müşaviri Charles Colson bir isim önerdi. 20 yıldır çalıştığı CIA’den yakınlarda emekli olmuş birini. Çivi gibi sıkı, 40 kitap yayınlayacak kadar entelektüel biri. Adı Howard Hunt’tı bu kişinin. Nixon beğendi bu teklifi; ‘’Ona bütün emirleri doğrudan vereceğim. Bu oyunun nasıl oynanacağını biliyorum. Şimdi oyuna başlayabiliriz.’’

Game (oyun)’, Nixon’un çok sevdiği bir sözcüktü. O dönemde Nixon’un konuşmalarını yazan ünlü gazeteci William Safire, o günlerini anlatırken, ‘’Game plan (oyun planı) ifadesini has dairedeki toplantılarımızda sıklıkla kullanıyorduk. Adeta her cümlemizin yüklemi haline gelmişti. ’’ diye anlatıyor.

Oyun planlarını yapıldığı danışman grubunun üyelerinden biri de John Dean’di. Aslında başlangıçta Adalet Bakanı John Mitchell’ın danışmanıydı. Beyaz Saray’da danışmanlık teklifi geldiğinde danıştığı Mitchell ona, ‘Beyaz Saray şu anda sağlıklı bir yer değil’ şeklinde dostça bir tavsiyede bulunacaktı. ‘En tepedeki ile çalışma’ isteğine gem vuramayan Dean, Beyaz Saray’ın teklifini kabul edecek ama iki yıl sonra hapsi boylayacaktı. 1976 yılında her politikacının okuması gereken ‘’Kör Hırs (Blind Ambition)’’ adlı bir itirafname yazarak Nixon yönetiminin hastalıklı karar alma süreçlerini ifşa edecekti. Bu önemli kitabında şöyle yazıyor Dean:

‘’Has odada hazırlayıp fişeklediğimiz bütün senaryolar iki temel temaya dayanıyordu. Gerçek bilgilerin kamuoyundan nasıl saklanacağı ve muhaliflerin nasıl itibarsızlaştırılacağı…’’

Bu, aslında bütün Nixon yönetiminin zihniyet özetiydi. Gazeteciler ve üniversiteden derin nefreti de, bu iki entelektüel gücün, kendi kurguladığı alternatif öyküyü çürütecek gerçekleri halka sunma potansiyelleri nedeniyledi. 14 Aralık 1972 günü Oval Ofis’te konuştuğu yardımcıları Henry Kissinger ve Alexander Haig’e, ‘’Asla unutmayın! Basın düşmandır. Akademisyenler düşmandır. Kara tahtaya 100 kere yazın bunu’’ diyecekti.

Nixon, gazeteciler hakkında ‘medya’ tabirini kullanan ilk ABD başkanıydı. Amerikan halkının bilinçaltına, haber alma hakkı ve ifade özgürlüğünü anımsatan ‘the press (basın)’ tabiri yerine uğursuz bir tınıya sahip ‘medya’ sözcüğünü bilerek tercih etmişti.

Medyaya uyguladığı karartmanın gerekçesi olarak ‘medyanın halkı temsil etmediği‘ iddiasına sığınıyordu Nixon.  Ama gerçekleri halkla kendisi de paylaşmıyordu. Öylesine paranoyak bir ‘muhalefet’ alerjisi vardı ki, ülkedeki en basit en küçük muhalif eylemler bile Beyaz Saray’a rapor ediliyordu. ‘Derin Gırtlak’ olduğu 40 yıl sona anlaşılacak dönemin FBI başkan yardımcısı Mark Felt’in, Oval Ofis’e giderek, devasa Amerika’nın en küçük eyaletlerinden biri olan Rhode Island eyaletinde 20 gencin ‘barışçıl’ oturma eylemini ABD başkanına rapor etmek zorunda kalması, Nixon’ın paranoyasının sembollerinden biri olarak görülüyor.

İşte bu psikolojiye sahip yönetimin, gazetecilerin dinlenmesinden, şantaj malzemesi olarak kullanılabilecek veri bulmak için gelir vergisi kayıtlarının incelenmesine kadar illegal planları hayata geçirecek operasyon sorumlusu olarak seçilen eski CIA görevlisi Howard Hunt hemen çoğu eski CIA’cilerden oluşan bir operasyon grubu oluşturdu. Operasyon ekibinin bir diğer önemli ismi ise aynı zamanda Nixon’un 1972 seçim kampanyasında da görevli eski FBI ajanı avukat Gordon Liddy’di. Bu ekip kendisini ‘plumbers (sıhhi tesisatçılar)’ olarak nitelendirdiler.

Ancak gelişmeler bu ekibin çok da becerikli ve donanımlı olmadığını gösterdi. Hunt aslında biraz palavracı bir kabadayıdan fazlası değildi. Yazdığı 40 kitabın çoğu, hiçbir entelektüel veya edebi değeri olmayan ucuz casus romanlarıydı. Ne Kennedy ne de diğer Demokrat başkanlarla ilgili karalayıcı birşey bulamayan Hunt, Kennedy’nin 1963 yılında Vietnam devlet başkanı Diem’e suikast talimatı verdiğini ima eden düzmece bir belge hazırlamayı teklif etti. Ancak bu plan Nixon’un hoşuna gitmedi. Çünkü kendisinin Eisenhower’ın başkan yardımcısı olduğu dönemde Küba lideri Castro ve Kongo lideri Lumumba’ya yönelik suikast girişimlerini hatırlayarak, kamuoyunda bir suikast tartışması başlatmanın ters tepebileceğini düşündü.

‘Sıhhi Tesisatçılar’ın, 1971 yazında Brookings Enstitüsü veya Ulusal Arşiv’e gizlice girip girmediğine ilişkin hiçbir delil yok. Haldeman ve Ehrlichman sonraki yıllarda Başkan Nixon ile toplantıda ona ters düşmemek için bir çok plan yaptıklarını ama bunların çoğunu uygulamaya koymadıklarını belirtecekti.

Ancak bu gizli operasyon çetesi 1971 Eylül ayında, ‘nötralize’ etmeye yetecek materyal bulma umuduyla Pentagon Belgeleri’ni sızdıran Daniel Elsberg’in psikiyatristinin ofisine gizlice girdiler.

Nixon ve ekibi ‘game plan’ ve ‘scenario’dan başka o güne kadar istihbarat dünyasının karanlığında kalan bazı kavramları da politikaya taşımıştı. Bunlardan biri de ‘nötralize etmek‘ ya da ‘nötralizasyon’du. Yani, karakter suikasti. Hedefi yaşayan bir ölü haline dönüştürmek. Bir akıl hastası olduğuna ilişkin belgeler bularak Elsberg’i halk nazarında sözüne güvenilmez bir insan haline getirmek ve itibarını yerle bir etmek için, önce FBI aracılığıyla psikiyatrist Lewis Fielding’den Elsberg’in bütün kayıtlarını istediler. Ancak doktor Fielding beklediklerinden sıkı çıktı. Hasta kayıtlarının mahrem olduğunu ve devlete veremeyeceğini söyleyerek bu talebi reddetti. Bunun üzerine ‘sıhhi tesisatçılar’, 3 Eylül gecesi, California’daki psikiyatri ofisine gizlice girdi. Fakat elleri boş çıktılar. Eylül 1971 tarihli bir tapede Danışman Ehrlichman’ın Nixon’a bu operasyonu, ‘’Los Angeles’ta küçük bir operasyonumuz oldu ama bir şey elde edemedik. Detayları hakkında somut bir şey bilmemenizin daha doğru olacağını düşünüyorum’’ diye rapor ettiği görülüyor.

Devlet içinde yasal hiyerarşi ve denetlenebilir zincir dışında bir çete kurulduğu zaman, asla kuruluş amacıyla da sınırlı kalmaz. Sözde, devletin gizli belgelerini sızdırılmasını engellemek gibi bir amaçla kurulan Sıhhi Tesisatçılar operasyon grubu da çok kısa süre içinde bu çerçevenin çok dışına çıktı.

Danışman Colson, 1971 yaz aylarında Hunt ve ekibini bu kez New England’a göndererek, Demokrat Partide başkan adaylığına soyunan JFK’in kardeşi Edward Kennedy’nin özel yaşamına ilişkin karalama materyalleri bulmalarını istedi. Ancak, Kennedy’nin evlilik dışı ilişkileri hakkında kullanılabilir materyal elde edemediler.

Demokrat partide başkan adaylığına soyunan isimlerden olan George Wallace, 15 Nisan 1972 günü silahlı bir saldırıya uğradı. Tapelerden anlaşıldığına göre Nixon ve Colson, operasyon ekibinin başındaki Hunt’ı, saldırıyı gerçekleştiren Arthur Bremer’in Milwaukee’deki evine gönderip, 1972’de Demokrat Partinin başkan adayı olan George McGovern’in seçim kampanyası broşürlerini gizlice eve yerleştirmekle görevlendirdi. Amaç saldırganı Demokrat Partililerle ilişkilendirmek ve böylece hem seçime aylar kala rakip partiyi karıştırmak hem de adaylarını zan altında bırakmaktı. Ancak FBI ve Milwaukee polisinin hızlı davranması, Hunt eve ulaşmadan evi mühürlemesi bu planı da akim bıraktı.

Devlet gücünü istismar ederek oluşturulan ve anayasa ve yasadışı görevler yaptırılan her çete, sahibinin başını er veya geç yakar. Sıhhi Tesisatçılar da çok geçmeden bunu yaptı.

Küba’da Castro rejimine karşı savaşan CIA devşirmesi Kübalı milislerden seçilen 5 kişilik operasyon timi, New York Times’in Pentagon Belgeleri manşetinden tam 1 yıl 5 gün sonra, 17 Haziran 1972 gecesi Watergate İş hanında bulunan Demokrat Parti merkezinin içinde, iş hanının bekçisinin kapıdaki bir tuhaflıktan şüphelenerek çağırdığı polislere yakalandılar.

Polisin, bu Kübalıların, Demokrat Parti merkezine dinleyici yerleştirip belge çalma operasyonunu aynı işhanı içindeki hotelin bir odasından yönetmekte olan Howard Hunt ve Gordon Liddy’e ulaşması çok sürmedi. Birkaç saat sona FBI da soruşturmaya müdahil oldu. Amerika o gece, tarihinin en büyük politik skandalının koptuğundan henüz habersizdi.

Devlet, halkından gerçekleri gizlemese, kendi gençlerinin kanı üzerinden iktidar oyunları oynamasa, Nixon anayasaya aykırı işler yapmasa, 47 yıl önce bu sabah New York Times’ı eline aldığında kızı Tricia’nın düğünün haberini okuyacaktı.

New York Times, 47 yıl önce bugün gerçek gazeteciliğin, gerçek kamu hizmetinin gereğini yerine getirerek savaşın yalanlarını yayınlamak yerine, sırf Nixon’a yaranmak için Tricia’nın düğünü haberini yapsaydı, ABD’nin Vietnam Savaşı belki on yıllarca daha sürecekti. Şahin politikacılar seçim kazansın diye yüzbinlerce Amerikan genci, milyonlarca Vietnamlı daha yaşamını yitirecekti.

Cesur gazeteciler sayesinde 47 yıl önce bu sabah olması gereken oldu. Amerika için şanslı bir gündü

CEMAL TUNÇDEMİR‘i Twitter’dan takip edebilirsiniz

You must be logged in to post a comment Login